| Ziyaretçi sayısı |
|
Online |
4 |
| Bugün |
117 |
| Toplam |
106987 |
|
|
|
|
Koca kocaman adımlarla Kocamışlığa yandığı kadının elini tuttu Tut ki ne fayda Eli tutulan kadın kocamışlıkta hünerli değil Baron değilse barones de değil Barones ten bir baron çıkartabilene aşk olsun Zahit adamdır. Zahide üstüne gelin tanır mı Zahide zahit üstüne adam tanır mı
|
|
7 Mayıs 2010
- 08:39:39 - 125
günlük |
|
Okuyan: [117]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Güneşe yeniden selam vereceğim
İçimde akan dereye
Düşüncelerimin uzantısı bulutlara
Benimle kuru mevsimlerden geçen,
Bahçedeki kavakların hüzünlü büyümesine
|
|
27 Nisan 2010
- 10:22:41 - 135
günlük |
|
Okuyan: [592]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Haklı olarak ölümü hiç deneyimlemediği için ona dair iç görü geliştiremeyen insanoğlu, ölüme karşı hep 1-0 yeniktir. Kimi İlkçağ filozofları, “Ölüm geldiğinde burada değiliz, öyleyse ondan korkmaya gerek yoktur,” demişlerdi. Wittgenstein, buna yakın bir söylemle , “Ölüm, yaşamın içindeki bir olay değildir, ölüm yaşanmaz.” der. Bana kalırsa, ki aslında kalmaz ama, ölümde bizi korkutan en çok da bunu tek başımıza göğüslememiz gerektiğidir. Ölürken kimse size yardım edemeyecektir; şöyle öl, şöyle nefesini bırak, bak göreceksin ne kolay öleceksin , ben de böyle yaptım çok kolay ölmüştüm , şeklinde telkinde bulunmaz kimse. Orada ölümün yaşarken girilemeyen sahası bizi korkutur. Yaşamın içindeki yalnızlık, paylaşımsızlık, bizi boğan, hırpalayan yokluk duygusunun bir ucu ölüme değer. Hemen yaşama, paylaşıma dönmek isteyişimiz en çok bundandır. Var olma kaygısının yarattığı anlama tutunma ihtiyacı, benliğimizi bir yerlere iliştirebilme sorunsalı bizi yaşama bağlar. (...)
Ölüm, tüm farklılıkları, ne işe yaradığı belli olmayan hiyerarşileri durgun, sessiz, bilinemez bir noktada eşitler. Tüm insanlığı aynı seviyede buluşturan sabit bir noktada durur o.
|
|
8 Nisan 2010
- 00:37:03 - 154
günlük |
|
Okuyan: [211]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Çok sevdiğim dostum telefonda haykırıyor Yanımda olsa yüzüme haykıracak Yanımda olsa yüzümü tırmalayacak Yanımda olsan da vursan yüzüme
Niye o insanlar katledildi Niye niye niye o çocuklar öldürüldü O çocuklar öldürülürken ben de çocuktum. Ben de çocuktum
|
|
18 Mart 2010
- 00:45:25 - 175
günlük |
|
Okuyan: [153]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
ah cancağazım dönmek mi dedin bu sessiz çığ altından bunca çığlık arasından bir kıymık gibi batarak çıkan ben nereye
|
|
16 Mart 2010
- 11:19:43 - 177
günlük |
|
Okuyan: [128]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Oturduğum yerden yalnızca ayakkabılar ve pantolon paçaları görüyorum... Canı yanan bir köpek gibi canhıraş inleyerek açılan kapı ve ardından tıslayarak katlanmasının o güven veren sesi. Ter kokularına karışan parfüm kokuları, uyuklayan ve sakız çiğneyen erkekler, durmadan telefonla konuşan kadınlar. Bu uğultunun söylemek istediğini duymak için çabalıyorum. Terden incelmiş saçlarım şakaklarıma yapışmış. Fren sesi, gaz, cama vuran siluetlerin ışık oyunları, plastik tutamaçlardaki reklam rezervasyonu yazısı.
Körük, otobüsün ön ve arkasını ustalıkla birleştirirken kendisi bu bütüne özgür kalmak şartıyla dâhil olmuş. Bütüne birkaç noktadan yalnızca eğreti biçimde teğellenmiş, teslim olmadan. Eğnini mavi sulara dayamış serkeş bir tekne gibi. Gittikçe sinirlenen bir uğultuya karşın iskeleden suya atlayan bir çocuk kadar şen.
|
|
19 Şubat 2010
- 10:12:47 - 202
günlük |
|
Okuyan: [130]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Duy ki ey hayata olan uzaklığımdı onlarla aramdaki mesafe
İşlem dışı kayıtlar kayıtsız yapılamayan işlemler arasında yüzü kalınca dikilmiş çocuklar / yüzlerinde kalın çarpılarla surat asan adamlar beyaz önlüklüler ve bankalarda demir kravatlılar kollarında herkes ölümü taşıyor oysa Dışarısı taş dışarısı egzozlara karışmış kaçışan işgal Dışarısı kumdan kalede dönüp duran binlerce eşgal
|
|
12 Şubat 2010
- 11:02:33 - 209
günlük |
|
Okuyan: [155]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Bulut yok,
Rüzgâr da
Oturmuşum havuzun kenarına
Gezinen balıklar, aydınlık, ben, çiçek, su
Berraklığı yaşam salkımının…
|
|
9 Şubat 2010
- 00:31:03 - 212
günlük |
|
Okuyan: [571]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
(...)
Dünya diye bir şey var biliyorsunuz değil mi? Kutsal kitaplar eğlencelik bir uğrak olduğuna işaret ederler Bazı fitilli filozoflarca istasyon Büyülü doğuda dön baba dönecekmişiz
|
|
21 Ocak 2010
- 00:35:49 - 231
günlük |
|
Okuyan: [699]
Yorumlayan: [2]
|
|
|
Gecikmiş bir af dilemesi: Bu şiir doğu ve güneydoğu’da intihar eden kadınlara ithaf edilmiştir. DOĞUM
I
Hayat sende ağlar iken bıraktığın gümüş iplikli nağmeler Ölüm sende güler iken dokunduğun altın nakışlı işlemeler Gözlerinde ki kalay-kurşun alaşımının olanca sıcaklığının Bilmezdim ruhlara düşünce donacağını Bekletilmiş Söylenmemiş sözlerin toprağa değdikçe kararacağını Sevgimizin dilbend Dudaklarımız arasında ıslandıkça aşk olacağını Bilmezdim.
|
|
7 Aralık 2009
- 01:13:30 - 276
günlük |
|
Okuyan: [269]
Yorumlayan: [1]
|
|
|
Bak! Hançeremde ki yârin ergen sesini işit Ne anlıyorum boğurtlağıma her gün saplanan köprüden. Dünya yürüye dursun handelenmiş hendek Tut ve konuştur Didebandan Neretvaya akan iki çift göz vardır. Konuştur yârinde emzirdiğin çocuğu Sütünde mayalanmış gözcü kulesi AhmeT. Kaysın köprüye doğru, altında: TağunK. Karlar eriye eriye süte bulanarak, Sütü mayalayarak, açarsa: PİVOK
|
|
4 Kasım 2009
- 18:32:54 - 309
günlük |
|
Okuyan: [339]
Yorumlayan: [3]
|
|
|
“Şiirimle yüzyüze gelenler dünya ile olan ilgilerinde yeni bir açılımı, gerekirse bir rahatsızlığı fark etmeliydiler. Bu yüzden genel kabul içinde şiire yakışır sayılana değil, şiire girdiği zaman bir şeyleri kurcalar olana rağbet ediyordum.” diyor İsmet Özel, kendi masalını yıkma çabasına matuf kaleme aldığı Waldo Sen Neden Burada Değilsin kitabında. Bizde bu yazı vesilesiyle içinde yaşadığımız dünyada şiiri kaçınılmaz bir uğraşı kılan anlayıştan hareketle, vakur olma titizliğini de yedeğimize alarak İsmet Özel’in Amentü şiirini kurcalayacak ve bir tazelik sunmaya çalışacağız.
|
|
20 Ekim 2009
- 23:31:11 - 324
günlük |
|
Okuyan: [271]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Zor dağın menekşe gülü
Ah ceylanım vah ceylanım
Kürtlerin sarı sümbülü
Ah ceylanım vah ceylanım
|
|
11 Ekim 2009
- 15:02:55 - 333
günlük |
|
Okuyan: [486]
Yorumlayan: [1]
|
|
|
Cahit Zarifoğlu üzerine yazmaya başlamak benim için nerden başlayacağımı kestirememe gibi bir soruna itiyor. Bir şeyleri yazamayacağıma mı işarettir bu? Belki de. Lakin yazmadan önce yazacağım bir sürü şeyi hesap ediyorum. İşte şunları şunları yazacağım diyorum. Kendim ile bir sürü diyalog kuruyorum Zarifoğlu şiiri üzerinden. Bir de şu var. Ben Zarifoğlu şiirleri ile tanıştığımdan beri Müslümanlara karşı kızgınlık besleyen de birisiyimdir. Sadece Müslümanlara mı? Herkese kızgınlık besliyorum galiba. Bu ülke şiire ve şairlerine sahip çıkamayan bir ülke olmaya gidi-veriyor.
|
|
5 Ekim 2009
- 18:30:26 - 339
günlük |
|
Okuyan: [416]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
(...)
Davud'dan. Yusuf'tan. Süleyman'dan. Eyup'ten. İbrahim'den. Ruhunda ne gizliyorsan aç bana.. Tanıdıklığının ötesinde özümsenmişliğini anlat. Çağlar öncesinden ve çağlar sonrasından. Arzuladığım bir şeyler var sende. Adı konulmayan bir zamandan.
|
|
14 Ağustos 2009
- 15:21:28 - 391
günlük |
|
Okuyan: [325]
Yorumlayan: [1]
|
|
| Yazılar |
|
|
|
Haftanın Sözü |
Neo: Gözlerim neden acıyor?
Morpheus: Çünkü onları hiç kullanmadın.
Matrix filminden
|
|
|
Anket |
Referandumda hangi yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz?
|
|
Toplam: 112 oy kullanıldı. |
|
|
|