| Ziyaretçi sayısı |
|
Online |
5 |
| Bugün |
117 |
| Toplam |
106987 |
|
|
|
|
İnsanlığın büyük mücadeleler ile kazandığı temel haklar (sigorta, çalışma saati, iş güvenliği, insani koşullar) bu doğa cennetinde yerle bir edilmiş. Ülkemizde özellikle üç sektör (TURİZM,İNŞAAT,TEKSTİL) tam bir köle pazarı. Tekstilde kadın ve çocuk işçiliğinin en rezil hallerini İstanbul’un ev-altı atölyelerinden biliyoruz. İnşaat işçileri askerlik yapar gibi, inşaat alanının dışına çıkamıyor. Bir de bu doğa cennetinde yaşanan cehennem... Cennet içinde cehennem, tam bir kepazelik. (...)
Kapitalizmin yarattığı bu yalnızlık, herkesin kendi dramını kimseden habersiz yaşaması, dayanışmanın, paylaşmanın önemini çivi çakar gibi zihinlerimize çakıyor. Bu gençler uzatılacak bir el bekliyor. Onlar üst-anlatıları, ideolojik gevezelikleri duymuyor. Sendikalar, partiler, sivil toplum kuruluşları genel söylemlerin rahatlığı içinde, bu dramatik yaşamların uzağında yönsüz, daha da kötüsü, ruhsuz, gerçeklerin tamamen uzağında. (...)
Solun yaşamın atardamarlarından uzak eylem şekilleri, bu çocukların dünyasından o kadar uzakta ki, çaresiz kitleler her seferinde, kalpsiz dünyanın sahte kalbi olan abdestli kapitalizme sığınıyor.
|
|
3 Eylül 2010
- 12:27:33 - 6
günlük |
|
Okuyan: [103]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Bürokrasinin önümüzü açması bugünkü şartlarda ancak ve ancak tam demokrasiyi netice veren sivil bir Anayasa ile mümkün olur. Ülkeyi yönetenler, ellerini çabuk tutup adalete, barışa, insanca yaşamaya, hoşgörüye sınırsız kapı açan bir Anayasa hazırlamalıdır. Yoksa militarizmin ürünü olan 1982 Anayasası Anadolu halkına dar gelmeye devam edecektir. XXI.yy’da ilkel bir devletçi anlayışla yönetilmek, sosyal-liberal dünyadan soyutlanıp faşizan teamüllere zoraki katlanmak bu ülkede hiç kimseye reva görülmemelidir.
Özgürlükçü bir Anayasa’nın gündemde olduğu şu günlerde ortak aklın hakemliğine dayalı sağduyu anlayışı, sosyal-ekonomik adaleti tesis etme, farklılıkları zenginlik bilip coğrafyamızın gerçekleriyle yüzleşen barış eksenli yasalar; ayrılıkları aykırılıktan kurtaran ve kriz zeminlerinde fırsatlar inşa eden bir devlet anlayışı üretme varlığımızın gerçek reçetesidir. İbrahimi milletin temel niteliği hanif olmaktır. Haniflik nedir diyenlere ‘lütfen Kur’an dünyasına başvurun’ demekle yetiniyorum. Ben Türk kökenli bir Müslüman aydın olarak kendi adıma kimseyi vekil tayin etmediğim gibi Kürt kökenli Müslüman aydın olan bir kardeşim de kendi adına konuşsun. Bizim adımıza meydanlarda bazıları sazı eline almış çalıp durmaktadır.
|
|
17 Ağustos 2010
- 11:43:46 - 23
günlük |
|
Okuyan: [161]
Yorumlayan: [2]
|
|
|
Müslümanların hayat haritasında Ramazan ayı, kimi günahların terk edilip, sonra yeniden uygulama alanı bulduğu bir geçici dönem değildir. Günah olarak tanımlanan davranışları tümüyle hayatın dışına itmek için bir perhiz ve nefis terbiyesi girişimidir. Sanki diğer aylarda işlenmesinde bir beis görülmeyen davranışları, sadece Ramazan ayında terk etmek gerekiyormuş gibi bir algı, geleneksel din anlayışının bir parçası haline gelmiştir.
|
|
17 Ağustos 2010
- 11:13:05 - 23
günlük |
|
Okuyan: [121]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Piyasa tek tanrıcılığının hakim olduğu düzende, insanın tüm faaliyetleri tüketmeye göre dizayn ediliyor. Sanat, spor, medya, roman, okul, eğlence, bilişim vb. bu tüketim düzenini besleyen unsurlara dönüşüyor. Küresel kapitalizmin insana biçtiği rol, verdiği kimlik, programladığı yaşam, onu, tüm bu özgürlük söylemlerinin aksine, tektipleştiriyor. Ortaya aynı şeyleri yiyen, giyen, dinleyen tüketici-edilgen bir sürü çıkıyor. Piyasa; yerel unsurları, folklorik özellikleri, kültürel değerleri yerle bir edip, oluşturduğu sanal dünyayla, insanın karşısına coğrafyasından, tarihinden, ikliminden uzak, hızla akan, hazcı, rekabetçi bir ortam çıkarıyor. (...)
bu rutinin ürettiği hırsların esareti altında apaçık ayetleri örterek geçiveren yığınların ortasında uyanık bir vicdan, sağlam bir bilinç ile hayatı her alanda cennete çevirme mücadelesi veren Müslüman birey, bunu yaparken kendini toplumdan soyutlamaz, sırça saraylara çekilmez, sorumluluğunu yerine getirmek için halkla beraber olur. (...)
İnanılmaz ayrıntılara boğulmuş fıkıh düzenleri, maalesef, etrafına korkak gözlerle bakan insanlar üretmektedir. Kendini ezilenler için ateşe atan Hz. İbrahim, Firavun’la kavga eden Hz. Musa, "Allah’ın evini ticarethaneye çevirdiniz" diyen Hz. İsa, ve gençliğinde Hılful Fudul ile adalet kavgasına başlayan, bu adalet kavgasını Medine’de devlete dönüştüren, Kâbe çetesini yerle bir eden, ’Feggu Ragabe’ şiarıyla köleleri boyunduruklarından kurtaran Hz. Muhammed nerededir?
|
|
29 Temmuz 2010
- 10:37:32 - 42
günlük |
|
Okuyan: [204]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Diyanetsen Diyarbakır Şube Başkanı BDP’ye boykot yapmama çağrısında bulunuyor. “Kürt sorununun çözümünü istiyorsa evet demeli” diye uyarıyor. Elbette herkes düşüncesini özgürce ifade edebilmeli. İsteyen evet, isteyen hayır diyebilmeli, isteyen de boykota dair düşüncelerini dile getirebilmeli. Böyle bir özgür ortamın olup olmadığını bugüne kadarki diyanetin uygulamalarından hareketle birazcık sorgulayalım. Bir din görevlisi medya önünde hayır ya da boykot çağrısı yapsa acaba diyanet teşkilatı bu durum karşısında nasıl bir tepki verir? Kendi görüşüdür mü der? Yoksa ilk fırsatta hakkında soruşturma açtırma yoluna mı gider? (...) İnsanların inançları üzerinden inşa ettikleri muhalefet duygularını bu kadar hızlı biçimde tüketmek tarihi bir sorumluluktur.
Bir Müslümanın nasıl bir anayasaya evet diyebileceği çok açıktır. (...) İnsanların inançları üzerinde hiçbir baskı kurmayan ve adaleti esas alan bir anayasadan bahsediyorum.
|
|
20 Temmuz 2010
- 10:35:42 - 51
günlük |
|
Okuyan: [175]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Ümmet-i vasat; lafzen orta bir toplum yani, aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten ve hem zevk ve sefahat hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkanlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluk. (...)
Orta ümmet olmakla ortaya çıkan bir insan tipi var. (...) O, kişiyi prangalarından kurtaran adamdır. Prangalardan kurtarmak; bireysel olarak yalnızlığından, derin uçurumlarından, parçalanmışlığından; toplumsal olarak da sömürüden, zulümden kurtarmaktır. O, tartıda ve ölçüde hile yapmayan kişidir. Sadece manav olarak değil, hayatın her alanında, bir baba, bir eş, bir öğretmen, bir yönetici, bilim insanı, doktor vb. her rolde ölçüde ve tartıda hile yapmayandır. Peki bu ölçüyü bozan, tartıyı altüst neden nedir? Ekonomiden politikaya, sanattan ahlaka, bütün sosyal ilişkilerin tek düzenleyicisi olan piyasa ekonomisi (yani para) insanlığın en büyük çöküşünü hazırlıyor.
|
|
5 Temmuz 2010
- 11:04:38 - 66
günlük |
|
Okuyan: [155]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Fitne kavramı , İslam tarihinin en yaygın kullanılan kavramlarındandır. İç çatışmaların yoğunlaştığı, iktidar hırsı ile kardeş kanının aktığı dönemlerde “fitne” hakkında yoğun uyarılar yapıldığını biliriz. Ancak bu kavramın çok sıkça kullanıldığı bir başka durum daha vardır. Egemenlerin inkarcı tutumlarına yönelik tepkiler yükseldiğinde, bu tepkiyi örgütleyenlere “fitneci” suçlaması, en kolay yaygınlaştırılan söylem olmuştur. (...)
inkarcı politikalar, en büyük fitne kaynağı olarak önümüzde durmaktadır. Bir dilin inkarı, bir toplumun inkarı, hak ve özgürlüklerin inkarı, insan onurunun ve eşit yaşama arzusunun inkarı sistematik bir fitne tutumu değilse nedir ? Dahası, toplumsal gerçeklerin inkarına dayanan ulus-devlet modelinin kendisi insanlık tarihi açısında büyük bir fitne değil midir?
|
|
5 Temmuz 2010
- 10:45:38 - 66
günlük |
|
Okuyan: [104]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Hz. Muhammed’in insanlığa ilettiği mesajın, ritüeller olmadığını biliyoruz. O, kendinden önce gelen tüm peygamberler gibi, şîrâzesinden çıkan insanlara, neden yaratıldıklarını hatırlattı. Yeryüzüne vâris kılınan insanın, tüm yaratılanla uyum içinde adâlete ve doğruluğa dayalı bir sistem oluşturarak erdemli bir mirasçı olduğunu ispatlaması gerekmektedir.
|
|
28 Haziran 2010
- 12:28:47 - 73
günlük |
|
Okuyan: [115]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Kuran’ın ve İslâm’ın politik perspektifi nedir ve nasıl olmalıdır? Bu konularda araştırmaları ile tanıdığımız teolog İlhami Güler politik teoloji diline son derece hâkim bir akademisyen. Yazarın politikayı teoloji ile birleştirirken her iki alana olan hâkimiyetini rahatlıkla hissedebilirsiniz. (...)
Altmışta politik muhafazakârlığın lideri idama mahkûm edildiğinde kimsenin gıkının çıkmaması, politik muhafazakârlığın ahlaki karakterini ele vermesi açısından önemli bir göstergedir. "Allah hakkı" olan ibadetlerine (oruç, hac, namaz, kurban, zekât) bağlılığını yüksek oranlarda yerine getiren Anadolu insanının, dürüstlük, hakkaniyet, adalet gibi "kul hakkı" veya "kamu hakki" söz konusu olduğunda oralı olmaması, bu topraklardaki muhafazakârlığın genetiğidir (s. 161). Son yıllarda muhafazakârlığın prim yaptığı Türkiye’de, özellikle kendini muhafazakâr olarak tanımlayan siyasetçiler ve halk bunları iyi düşünmek zorundadır.
|
|
26 Haziran 2010
- 12:02:04 - 75
günlük |
|
Okuyan: [141]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Şahidi olmamız gereken ülkemiz ve dünyamız bu efsaneler, semboller, sanal taraflar üzerinden anlaşılamaz. Önce yeryüzündeki sistemin adını koymak ve onun kavramsal derinliklerini çözmek gerekir. (...)
Kapitalizm tüm mekanizmaları, kavramları ile ülkemizde kurulmuş durumda. Piyasacılık, özelleştirme, sigortasız-esnek çalışma hayatı, sözleşmeli çalışma, taşeronlaşma, yönetişim, toplam kalite vb. bu sistemin temel dayanakları. İşte küresel güçler bu kavramlarla ekonomiyi kendi dümeninde yönetiyor, dünya halklarının anasını ağlatıyor. Peki ülkemizde uygulanan program nedir? Bu program en ağır şekilde uygulanıyor. Türkiye bu ekonomik sisteme göbekten bağlıdır. Meseleyi dini-milli bir mesele olarak değil,ekonomi-politik bir kavga şeklinde anlarsak yerinde olacaktır. (...)
Şimdi dönüp ülkemize bakalım. Sanayi, silah, tarım, bilişim, finans tüm alanlarda bağımlıyız. Tüm kurallarını uluslararası tekellerin çizdiği bir yapının tam göbeğindeyiz. Ama çıkıp kafamızdaki efsaneler üzerinden din savaşı verdiğimizi zannediyoruz. Herkes bir mücahit edasıyla sokaklarda… Kardeşim; özelleştirme, taşeronlaştırma, piyasa terörü, asgari ücret: küresel sermayeyi ayakta tutan şeyler işte bunlar... Mülkiyet ve iktidar meselesini çözemezsen, yaptığın karanlığa yumruk atmaktır.
|
|
8 Haziran 2010
- 10:28:36 - 93
günlük |
|
Okuyan: [517]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Yetmişli yıllardan 12 Eylül sonrasına devredilen en önemli kavramsallaştırmalardan birisi mukaddesatçılıktır. Bu kavramın sağcılaşma ile İslam arasında anahtar rol oynadığını şimdi çok daha net biçimde görebiliyoruz. Kendisini dini değerlere referans vererek tanımlayan bir düşünce dünyasının mukaddesleri olacaktır elbette. Ancak bu mukaddeslerin inanç dünyasından çok, ulus devletin kutsalları eliyle şekillenmesi sağcılaşmayı da beraberinde getirmiştir. (...)
Emekten, adaletten, eşitlikten yana bir itirazın yeniden toplumsal mücadele zeminine taşınması İslam’a dair kaygısı olanların önünde en önemli sorumluluk alanı olarak durmaktadır.
|
|
11 Mayıs 2010
- 09:25:22 - 121
günlük |
|
Okuyan: [181]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Bugünkü istikrarı (!) seçim barajına mı borçluyuz ? İstikrar ne demektir ? Ülkede bir istikrardan bahsedeceksek kimin istikrarı söz konusu? Halkın, ezilenlerin, haksızlığa, ayrımcılığa uğrayanların penceresinden baktığınızda istikrar ne anlam ifade eder? (...)
İnsanlığın elle tutulur, gözle görülür bir güce inanma ve onun arkasına sığınma ihtiyacı belki de doğasında bulunmaktadır. En zor mücadele edilebilir olansa insanın kendi içinde besleyip büyüttüğü putlardır. Eskilerin deyimi ile nefs. İnsanın kendini gerçekleştirmesinin, geliştirmesinin önündeki en önemli engel. Korkuları, yersiz kaygıları besleyen duygular. Bu duyguların toplumsal kabullere dönüşmesi ise bambaşka bir durumu ortaya çıkarır. (...)
Putlarla mücadele konusunda İbrahim Peygamber'e atfedilen hikayeyi dilden dile aktarır ama bir türlü güncel bir pencereden ele almaya yanaşmayız.
|
|
3 Mayıs 2010
- 09:05:46 - 129
günlük |
|
Okuyan: [134]
Yorumlayan: [0]
|
|
|
Ülkenin yeni bir seçime hazırlandığı dönemde sosyalist sol ile Kürt hareketleri arasında çeşitli ortaklıklar denenmeye çalışılıyor. 90’lı yıllardan başlayarak muhtelif seçim dönemlerinde oluşturulan birliktelikler, kayda değer bir sonuç getirmediği gibi, ne Türk ne de Kürt halkı nezdinde ciddi bir heyecan yaratamadığı ortadadır. Neden?
|
|
27 Nisan 2010
- 10:20:33 - 135
günlük |
|
Okuyan: [196]
Yorumlayan: [1]
|
|
|
İhsan Eliaçık’ın gündeme damgasını vuran yazılarıyla birlikte yeniden alevlenen “İslami sol” tartışmaları, deyim yerindeyse “İslamcı camia”da taşları yerinden oynattı. Televizyon ekranlarına da yansıyan “sol İslam”, “İslami sol”, “İslam ve sosyalizm” tartışmaları, Özgün Duruş, Özgün Düşünce, Sabah, Radikal, BirGün, Milli Gazete, Umran, Doğudan, Birikim ve Haksöz Haber gibi yayın organlarında söyleşi, kapak ve dosya konusu olarak geniş yer buldu. Bu vesileyle biz de tartışmaya bir nebze olsun katkıda bulunmak istedik.
Öncelikle şunu ifade etmek gerekir ki, tartışma, boyutları ve yarattığı derin etki itibariyle İslamcı camia açısından “dönüm noktası” niteliğinde. (...)
bugün bazı Müslümanlar, Peygamber'in Medine'de serbest pazar oluşturduğundan söz ediyorlar. Oysa Peygamber'in Medine'de oluşturduğu sistemin, bugünkü serbest pazar ekonomisiyle uzaktan yakından herhangi bir ilişkisi yoktu. (...)
sosyalizm, insanın doğasına aykırı bir sistem öngörmez. Aksine, gündeme getirdiği sosyal düzenin izlerine diğer kutsal metinlerde de rastlamak mümkündür. İşte kutsal kitapların sosyalist-komünist (!) ayetleri:
|
|
24 Nisan 2010
- 01:10:50 - 138
günlük |
|
Okuyan: [398]
Yorumlayan: [1]
|
|
|
Hakikatin kendisini dilden önce halde ortaya koyması gerçekliğin ilk mümkünüdür. Dil; bu ilk mümkünün ifadesi olarak; ikinci mümkünü olmaktan başka da bir şey değildir. Bu hiyerarşik düzende hakikate yakınlık sağlama olarak sahicilik; hal ile, karakter ile, yani mertlik ile sağlanır. Dil ile ifade edilir.
|
|
12 Nisan 2010
- 00:51:13 - 150
günlük |
|
Okuyan: [208]
Yorumlayan: [0]
|
|
| Yazılar |
|
|
|
Haftanın Sözü |
Neo: Gözlerim neden acıyor?
Morpheus: Çünkü onları hiç kullanmadın.
Matrix filminden
|
|
|
Anket |
Referandumda hangi yönde oy kullanmayı düşünüyorsunuz?
|
|
Toplam: 112 oy kullanıldı. |
|
|
|