"Sağ"dan Demokrasiye Yol Çıkar mı ? [Selahattin Üneş]
Farkındayım, kazık bir soru…
“Sağ”dan ve “Demokrasi”den ne anlaşıldığına göre cevaplarının değişiklik gösterebileceği bir soru…
Böyle bir soruya sağlıklı cevap verebilmek için, Türkiye’de “sağ”ın neye tekabül ettiğini, “demokrasiden” kimin neyi anladığını bilmek gerekir.
Aslında bu konuya uzun süredir değinmek istiyordum. Birkaç gün önce 12 Eylül dönemi ile ilgili okuduğum bir dizi röportaj, beni bu konuda yazmak için hızlandırdı.
Kendisiyle röportaj yapılan isimlerden biri olan ve aynı zamanda 12 Eylül dönemini anlatan “Beynelmilel” filminin senaristi ve yönetmeni Sırrı Süreyya Önder, Türkiye’de “sağ”ın, 12 Eylül dönemini ve Kenan Evren’i sorgulama(ma)sı ile ilgili görüşü sorulduğunda, meramını bir fıkrayla anlatmaya çalışmış. Doğrusu ben fıkraya bayıldım. Türkiye’de “sağ”ın durumunu bu fıkradan daha güzel anlatan başka bir şey olamaz.
Fıkra söyle: “Zamanın behrinde kervanlar için muhafız tutarlarmış. Kervan sahibinin yükü kıymetliymiş, tıpkı demokrasi gibi. O da bir fedai tutmuş. Yola koyulmuşlar. Bir yerde konaklamışlar. O sırada haramiler kervanı basmış. Bizim bu fedai de, - yani halkımız da - uyuyormuş. Bakmışlar ki fedai uyuyor, haramilerin başı demiş ki; "Bağlayın şunu ve hepiniz sırayla dövün." demiş. Kervanı soymuşlar, 39 harami fedaiyi dövmüş. 40.sı döverken bizimki bir silkelenmiş, 40 haramiyi de alt etmiş. Kervan kurtulmuş, sağ salim yerine varmış. Geri dönecekler tabii. Yine yükler yüklenmiş. Yine fedai lazım… Ama kervan sahibi bizim fedaiye "Sen bize yaramazsın." demiş. "Ya ağa olur mu, bak kervanı kurtardım." demiş fedai. Kervan sahibi de, "İyi de ben daima seni sinirlendirecek 40. adamı nereden bulayım." demiş.
Sağcıların durumu budur. İlla 40 kişi örseleyecek ki ayıksınlar.
Yani kırkıncı Kenan Evren de çıkacak, ancak o zaman bazı şeyleri sorgulamaya başlayacaklar.
Türkiye’de “sağ” akıl böyle çalışır. “Önce devlet” der, sonra demokrasi!
Bu aklın, örneğin, anayasaya yansımasına baktığınızda; “Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür” (1982 anayasası md.3) diyerek, devleti özneleştirdiğini, ülkeyi de milleti de devletin malı olarak kabul ettiğini görürsünüz.
Bu akıl, ilk kez “sağ” bir kabine üyesi olarak Ertuğrul Günay’ın da itiraf ettiği gibi, normal ülkelerde ‘katil’ muamelesi görecek olan darbeci bir generale ‘ressam’ muamelesi yapar.
Böyle çalışan bir aklın, demokrasiyi umursadığını düşünebilir misiniz? Ben düşünemiyorum.
Ha bir de, sırf “dindar” oldukları için, işin doğası gereği “sağcı” da olmaları gerektiğine inanan bir kesim var ki, onların durumu gerçekten tam bir klinik vakıa. Dolayısıyla ayrıca masaya yatırılması gerekir. Bu köşe yazısının bana sunduğu sınırlı imkânlar içerisinde, onlar hakkında şu kadarını söyleyebilirim: Birilerinin artık onlara, gerçek dindarlığın ne idüğünü ve sağcılığın hiç de öyle matah bir şey olmadığını – hatta uzak durulması gereken bir zihniyet olduğunu - anlatmasının zamanı çoktan geldi.
Vesselam. |