Fahriye Abla ve Mahalle Baskısı [Mehmet Akdağ]
… Önce upuzun, sonra kesik saçın vardı; Tenin buğdaysı, boyun bir başak kadardı. İçini gıcıklardı bütün erkeklerin Altın bileziklerle dolu bileklerin. Açılırdı rüzgârda kısa eteklerin; Açık saçık şarkılar söylerdin en fazla. Ne çapkın komşumuzdun sen, Fahriye abla!
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya, En sonunda varmışsın bir Erzincanlıya. Bilmem şimdi hâlâ bu ilk kocanda mısın, Hâlâ dağları karlı Erzincan'da mısın? Bırak, geçmiş günleri gönlüm hatırlasın; Hâtırada kalan şey değişmez zamanla. Ne vefalı komşumdun sen, Fahriye abla!
Ahmet Muhip Dıranas’ın “Fahriye Abla” şiiri, 1934 yılında Varlık Dergisin de yayınlanmış bir şiirdir. Şerif Mardin’in 16 Eylül 2007 tarihinde “Hürriyet Gazetesi Pazar ekinde” “Ayşe Arman’a” verdiği “Türkiye ne Malezya olur diyebilirim Ne de olmaz” başlıklı söyleşisinden itibaren de Türkiye’de “Mahalle Baskısı” diye bir meseleyi tartışır olduk. Tartışır olduk diyoruz, zira bu tartışma hala devam ediyor. Etkisi daha ne kadar sürer? Bunu kestirmekte pek mümkün değil. Eğer mümkün olsa idi, böyle bir yazıyı da biz yazmıyor olacaktık zaten. Etkisi devam ettiği için ve “Mahalle Baskısı” kavramı üzerinden belirli hesaplaşmaların söz konusu olmasından dolayı, Dıranas’ın Fahriye Abla şiiri üzerinden bu hesaplaşmanın bir ucundan tutmanın gerekliliğine kanaat getiriyoruz.
Yaşadığımız süreç bütün ilişkileri, halleri ile ( bireysel ve toplumsal ilişkiler, siyaset, ekonomi, sanat v.s. ) pornografikleşmenin hâkimiyetini tüm etkinliği ile dayattığı bir süreçtir. Bu yazıda, bütün derinliği ile pornografi meselesini tartışmak yazının amacının ötesine geçeceği için, en temelde pornografikleşmekten kastımız şudur: Olduğu gibi/Olması gerektiği gibi duran bir şeyin öne alınmasının (açık etme/açıklık) gerçekleşmesi olayı. Olduğu gibi duran bir şeyin ise, olması gereğince, geriye alınması (gizleme/örtme ) şeklinde gerçekleşmesini mahremiyet olarak okuduğumuzu belirtmemiz yerinde olacaktır. Bu yazıda “Pornografik Havza” içerisinde bir yer teşkil ettiğini hesap ettiğimiz, argoda ifadesini bulan “Orospulaşma”, “Orospulaşma Temayülü”, “Kırıtma” gibi ifadeleri kullanacağız.
Orospu: Nikâhsız cinsel birliktelikler için kullanılan bir kelimedir. Nikâhsızlıktan kastın şu şekilde okunması yerinde olacaktır. İçerisinde yaşanılan toplumun bilmediği veyahut bilip de onaylamadığı birliktelikler. Verdiğimiz tanımı kapalılıktan kurtarmak için somut gerçeklik üzerinden ifadesini sunacak olursak, iki insan arasında ki bir birlikteliğin diğer insanlarca meşru olarak görülebilmesi için resmi nikâhın veya halk arasında meşruiyetini dini kaynaktan alan imam nikâhının var-bulunması gereklidir. Nikâhın söz konusu olan işlevi, iki insan arasında ki sözleşmenin kendileri dışındakilere duyurulması olayıdır. “Orospulaşma” ise; nikâhsız cinsel birlikteliklerin yaşanması sürecinin toplamı olarak ifade edebiliriz. Bu süreç içerisinde nikâhsız cinsel birlikteliklerin yaşanabilir hale gelmesi ise “Orospulaşma Temayülü” olarak ifadesini bulur. Kırıtma; orospulaşma temayülünde bulunurken nazlı, işveli, cilveli hareketlerin eylemselliğini ortaya koymasıdır. Nazlı, işveli, cilveli hareketlerin meydana gelmesi her zaman için orospulaşma temayülünün öncülü olmadığını söylememiz yerinde olacaktır. Yine kastımızın tam olarak anlaşılması için argodan iki cümleyi yardıma çağıralım. “Orospu gibi ne kırıtıyorsun?”, ”Orospu gibi kırıtma!” Her ne kadar sınırlarının belirleniminin söz konusu olması pek mümkün olmasa da demek ki kırıtmanın orospu gibi olanı ile orospu gibi olmayanın var-olduğunu öğreniyoruz.
Geleneksel değerlerin hakim olduğu mahalle anlayışının dayandığı bir konsept vardır. Bu konsepti belirleyen öğeler; dini değerler, töre(ler)/adet(ler), törelerin ve adetlerin dini değerler üzerinden imkânını sunması v.s. Her ne kadar geleneksel olanın radikalleşerek modern olan içerisinde ifadesinin imkânından bahsetsek bile modern olan ile geleneksel olanın karşıt konumlandığını iddia etmemiz yerinde olacaktır. Radikalleşerek modern olan içerisinde ifadesini bulan geleneksel olanın, geleneksel olandan ileriye ne bıraktığı ve modern olan içerisinde ne sunduğu ayrı bir tartışma konusudur. Bu meselede görmemiz gereken nokta şudur: Geleneksel olan ile Modern olan arasında bir süreklilik/süreksizlik ve yine bir kesik/kesiksizlik ilişkisinin bulunduğudur. Bu temel üzerinden hareket ederek; Mahalle Baskısı ne demektir? Neyi amaçlar? Bu iki soruyu cevaplandırmadan önce, yazının başlığında kendisine yer edinen ve son iki dörtlüğünü de sunduğumuz Dıranas’ın Fahriye Abla şiiri üzerinden, mahalle hakkında birkaç noktayı yazmamız yerinde olacaktır.
İnsan anlayışımızın toplumsal bir tezahürü olarak mahalle; acaba Şerif Mardin’in ifadelerinde kendisini bize okutan, diğer insanlar üzerinde çekilemez bir baskıyı mı yaşatmıştır? Eğer böyle bir şeyin var-olduğunu iddia ediyorsak, Dıranas’ın Fahriye Abla şiirini hiçbir yere sığdırma imkânımız yoktur. Dranas’ın Fahriye Abla şiirinde ifadesini bulan imalar, orospu bir kadına denk düşmese bile, buna yakın imaları fazlası ile ihtiva ettiğini yani orospulaşma temayülü gösteren kırıtmalarının, fazlası ile söz konusu edildiği aşikârdır. Bu şiirde bize gösterilen gerçeklik şudur: Bir mahallemiz vardır. Bu mahalle belirli değerler üzerinden sürekliliğini sağlamaktadır. Bu belirli değerlerin sürekliliği içerisinde, bu değerlere aykırı hareketlerde bulunan bir/birkaç kadın vardır. Her ne kadar mahallenin değerlerine aykırı hareket etse bile bu (bir/birkaç) kadın, aynı zamanda mahalle tarafından hoş-görü ile karşılandığıdır. Hatta daha fazla ileri gidip şöyle dememiz mümkündür: Mahallenin değerlerini süreklilik halinde yaşaması aynı zamanda böyle bir/birkaç kadını gereksinim halinde bıraktığıdır. Bu gereksinim aynı zamanda mahallenin gençleri üzerinde hoşlanabildikleri ifadeler bırakıyor. Üstelik hoşlanabildikleri bu ifadeler, bu (bir/birkaç) kadın başka bir yere gittiği zaman bile etkisini yitirmiyor. Devam edecek olursak; mahalle içerisinde böyle bir/birkaç kadının bulunmasının gereksinim halinde kaldığını ifade ettik; gereksinim halinde kalmanın anlamı şudur: Mahallenin genelinin süreklilik halinde değerlerini yaşaması, belirttiğimiz tavırları sergileyen bir/birkaç kadının yaptığı mahalle tarafından kabul görülmeyen eylemselliği, her ne kadar kabul etmek istemeseler bile, mahallenin genelinin, bir/birkaç kadının kabul görmeyen eylemselliğinin doğru olmadığının ifadesini gösterdiği için, mahalle tarafından hoş-görü ile bir kabul edilmeye kaynaklık eder. Yine şiir üzerinden devam edecek olursak, bu bir/birkaç kadın her ne kadar mahallenin değerlerine aykırılık halinde bulunsa bile, bu değerlerin birçoğuna aykırı kalamamaktadır yine. Çünkü bu bir/birkaç kadın aynı zamanda “vefa” gibi insani değerleri taşımaktan da beri kalmamıştır. Dıranas’ın Fahriye Abla şiiri üzerinden bir okuma gittiğimiz için cinsiyet merkezli bir okumaya mecbur kaldık. Cinsiyet üzerinden anlamını bulan “Orospulaşma/Temayülü, Kırıtma” gibi hallerin, erkeklerdeki karşılığı nelerdir? Diye belirleyip bunlar üzerinden ifade etmek mümkündür. Bu noktada cinsiyet merkezli bir okumayı sabitlemenin ve özelliklede kadın cinsi üzerinde sabitlemenin büyük bir hata olacağını bilmemiz yerinde olacaktır.( Bu yazıda karşılığını bulan kadın cinsi üzerinden okumanın, kadınlar tarafından, erkek cinsi bir okuma ile karşılık bulması temennisi içerisinde olduğumu ifade etmek isterim.) Modern olan yüzleşmemiz her alanda etkinliğini hissettirdiği gibi mahalle üzerinde de etkisini hissettirmiştir. Bu süreç içerisinde mahalle, geleneksel olan ile modern olan arasında bir gerilime maruz kalmıştır. Eğer bu arada kalmanın verdiği gerilimi, terazi üzerinden söz konusu edecek olursak, geleneksel olan kefenin modern olan kefe karşısında gücünü, günden güne yitirdiğini görmemiz zor değildir. Bu şekilde bir ilişkinin yaşanmasından dolayı geleneksel olan değerlerin radikalleşmesi ( radikalleştiği içinde modern olan içerisinde yerini bulduğu ) ve bu radikalleşmenin insanlar üzerinden huzursuzlaştırıcı olduğunu söyleyebiliriz. Dıranas’ın Fahriye Abla şiiri üzerinden konuşacak olursak, şiirde bize kendisini açık eden ilişkiyi ters-yüz edip şöyle diyebiliriz: Mahallenin geneli orospulaşma temayülü barındıran kırıtmalar içerisinde olup, bir/birkaç kadın iffetli kalmıştır artık. Cinsiyeti dışarıda tutup devam edersek mahallenin genelinin problemli olduğunu ve bu geneli içerisinde bir/birkaç olanın aslına tabi olduğunu görürüz. İşte bu noktada Şerif Mardin’in bahsettiği mahalle baskısı, bahsettiğimiz ilişkiler ağında açık olunan baskıdan başka bir şey değildir. Bu anlamda da Şerif Mardin’in amacının iyi niyet temelli olduğunu söyleyebilir miyiz? Hiç sanmıyorum. Şerif Mardin’in mahalle baskısının amacı, mahalle içerisinde hala aslına tabi olan, geleneksel olanın tamamı ile ortadan kaldırılmasına yönelik bir hedef göstermek olduğunu düşünmemizde ne gibi bir sakınca var? Acaba Şerif Mardin, mahallenin tamamı ile orospulaşmasını mı arzu etmektedir? Öyle ya! Hala aslına tabi olan geleneksel olanın var-bulunması her zaman için sakınca arz etmektedir.
Akdağ Mehmet – 19.05.2009
|