İdeolojilerin Parçalı Kişilikleri ve Kur'an’ın Tarif Ettiği İnsan [Yavuz Soysal]
Her ideolojinin tasarladığı, düzeninin sürdürücüsü olarak gördüğü bir insan tipi var.
Liberalizm, sosyalizm, dinler, çeşitli felsefi ekoller, bunların hepsi, yaptığı insan tarifi üzerinden, bir düzen ve insan meydana getirme derdindedir. İdeolojiler insan tarifi yaparken bu tarifin yaşamdaki varlık alanı önemlidir. İnsanı katı teorik bir çerçeve içine hapsederek, onu görevlerini yerine getiren bir robota çevirmek, hiyerarşik düzen içinde her adımını kontrol etmek ya da onu idealler dünyasının dışında tüketen bir yaratık haline getirmek, Allah tarafından yeryüzünde büyük bir özgürlük verilmiş olan insana yakışmaz.
İnsan tasarlanan düzenin bir unsuru, dişlinin bir parçası haline gelirse Chaplin’nin “Modern Zamanlar” filmindeki gibi vida sıkan bir yaratığa dönüşür ve büyük bir yabancılaşmanın içinde insanlığını yitirir. Düşünen, seven, arzulayan, isyan eden derin ve geniş ufuklu bir varlık olan insanı, sahte hedefler koyarak güya ideolojik olan bir efsaneler dünyasına sokmak, neticede bireyin kendi gerçekliği ile tasarlanan dünyanın davranışları arasında bir uçuruma yol açar. Bu parçalı kişilik, ciddi sorunları beraberinde getirir. Bu parçalı kişilikten, varlığı ve zamanı kavrayan, gittiği yönü bilen bütünlüklü bir insana geçiş için kişinin yaşamdaki faaliyetlerinin bir anlamı olmalıdır. İşte ideolojiler, gerçekle tasarlanan arasındaki bu dengeyi tutturamadığı için insanı tüketmektedir.
Piyasa tek tanrıcılığının hakim olduğu düzende, insanın tüm faaliyetleri tüketmeye göre dizayn ediliyor. Sanat, spor, medya, roman, okul, eğlence, bilişim vb. bu tüketim düzenini besleyen unsurlara dönüşüyor. Küresel kapitalizmin insana biçtiği rol, verdiği kimlik, programladığı yaşam, onu, tüm bu özgürlük söylemlerinin aksine, tektipleştiriyor. Ortaya aynı şeyleri yiyen, giyen, dinleyen tüketici-edilgen bir sürü çıkıyor. Piyasa; yerel unsurları, folklorik özellikleri, kültürel değerleri yerle bir edip, oluşturduğu sanal dünyayla, insanın karşısına coğrafyasından, tarihinden, ikliminden uzak, hızla akan, hazcı, rekabetçi bir ortam çıkarıyor.
Piyasanın (liberalizmin) hazcı-rekabetçi bireyi başarılı olduğu ve keyif aldığı sürece bu rutinin içinde soru sormadan ve kendisi ile karşılaşmadan yaşamını sürdürüyor. Ama başarısızlıkla karşılaştığı an çöküntü başlıyor.
Bu yarışma ve mal yığma düzeninde başarının ölçütü paradır. Anneler çocuklarına para ile ilgili hedefler koyar ve çocuklarını para-statü üzerinden değerlendirir. Çocuk yedi yaşından itibaren, anne-babanın piyasa tarafından kirletilmiş zihninin uygulayıcısı olmaya başlar. Çocuk yetiştirilmez, programlanır. Sınavlara, gösterilere, sahte başarılara programlanmış bu robot, büyüdüğünde, başarı ve para putunu kutsayan, büyük sorulara temas etmeyen bir gösteri insanına dönüşecektir. Onun için imaj o kadar önemlidir ki giyiminden duruşuna, ses tonundan yeme-içmesine kadar kendisinin olmayan davranışları sergilemeye başlar. Kişisel gelişim ve gösteri ile desteklenen bu piyasa insanının görüşü, zevkleri ve kurduğu ilişkiler içten gelen bir durum değil, kendisi açısından gerçekçi gibi gözükmekle birlikte aslında görev olarak yapılan sahtelikler tiyatrosudur. Kendisi ile piyasanın oynattığı tiyatro arasındaki bu çatışma, onu bir canavara dönüştürür.
Annesinin istediği gibi, parası olan, mevkisi olan, arabası olan, saygı gören bir çocuk olmuştur. Ama vicdanı örselenmiş, bilinci dumura uğramış, muvazenesini yitirmiş, ilkesiz bir çocuk… Bu bir gaflet halidir. Bir dalıp gitme halidir.
Sahtelikler dünyasının hızlı, cıvıltılı ortamı, ona kendisi ile karşılaşma, yüzleşme imkanı vermez. Dışarıdan bakıldığında başarılı bir insan, içeriden bakıldığında ise karmaşıklaşmış, bölünmüş, parçalı bir kişiliktir.
***
Marksizm bireyin kurtuluşunu toplumsal kurtuluşa bağlar. Toplumsal kurtuluş ile bireysel kurtuluş arasında kurulan bu doğrudan ilişki, toplumsal kurtuluş için yapılan mücadeleyi kutsayarak, bireyi bu kolektif mücadelenin bir parçası olarak gördüğü için bireylerin akibeti mücadelenin başarısına bağlı kalır. Bireyin ihtiyacının sadece ekonomik olduğu düşünüldüğünde ve varlık soruları bir kenara bırakıldığında, mücadele başarılı olsa bile aslında yetersiz kalır.
Bir mahalli kilise papazı Roger Garaudy’e Hıristiyan-Marksist diyalogları sırasında şöyle demiştir: ”Eğer bizler sizin yanınızda değilsek, bu sizin aşırı devrimci oluşunuzdan değil, tam aksine, sizin yeterince devrimci olmayışınızdandır. Bireyin kurtuluşu, ruhun kurtuluşuna bağlıdır”.
Yani insanları ekonomik ve sosyal zincirlerinden kurtarmayı isteyen sosyalizm, daha uzağa giderek ruhsal kurtuluşu da hedef almalıdır.
Diyalektik materyalizm, tarihi determinizm (cebriyecilik), çok kabaca ve esas itibariyle, toplumların değişim ve evriminin üretim, maddi faktör ve etkenlere, sosyo-ekonomik altyapıdaki çelişkilere ve nihayetinde tarihin belirleyiciliği gibi unsurlara bağlı olduğunu açıklar. İnsan irade ve düşüncesinin toplumun değişimine, kaderine müdahalesini nispeten kabul etmez. Hatta bu değişimi, insanın seçebilme ve düşünebilme becerisinin yine nispeten dışında bir neden-sonuç ilişkisine bağlar.
Peki, Kur'an’ın tarif ettiği birey nasıldır? İslam'ın bireyi doğayla ve insanla olan ilişkisinde her şeyden önce büyük bir sorumluluk bilinciyle hareket eder. Çünkü doğa ve doğadan elde edilen ürünler Allah’ın bir emanetidir. Bunlar üzerinde hegemonya kuramaz. Orman, nehir, dağ, deniz, petrol, altın vb. Allah’ın sözsüz ayetleri ve emaneti olduğu için, onları korur, geliştirir ve toplumun yararına kullanır. Dolayısıyla doğanın tüm unsurlarını kâr hırsının, yığma arzusunun verdiği motivasyonla talan eden kapitalizme karşı doğayı koruması gereken Müslüman, kendi içindeki kaleleri kâr hırsı ve mülk tutkusundan uzak tutmalıdır. Mülkiyetle olan ilişki bütün davranışlarında önemli bir belirleyicidir. Onun için fazla mülkü üzerinde bulundurmaz, kirlerinden arınır. Çünkü mülk arzusu öyle bir kirdir ki peşinden tüm karanlıkları getirir.
Toplumsal şirkin ürettiği mülkperest, şehvetperest bir zamanda ve mekanda, rutinin karmaşasına kapılmadan, bu rutinin ürettiği hırsların esareti altında apaçık ayetleri örterek geçiveren yığınların ortasında uyanık bir vicdan, sağlam bir bilinç ile hayatı her alanda cennete çevirme mücadelesi veren Müslüman birey, bunu yaparken kendini toplumdan soyutlamaz, sırça saraylara çekilmez, sorumluluğunu yerine getirmek için halkla beraber olur.
Aksi halde, dinsel ayrıntıların ininde durmadan haram üretip kendisine, ailesine,çevresine en doğal hakları bile yasaklayıp, ahireti kazanma derdi ile bu dünyada kör yaşar. Oysa dünyada kör olan ahirette de kör olacaktır (İsra:72).
İnanılmaz ayrıntılara boğulmuş fıkıh düzenleri, maalesef, etrafına korkak gözlerle bakan insanlar üretmektedir. Kendini ezilenler için ateşe atan Hz. İbrahim, Firavun’la kavga eden Hz. Musa, "Allah’ın evini ticarethaneye çevirdiniz" diyen Hz. İsa, ve gençliğinde Hılful Fudul ile adalet kavgasına başlayan, bu adalet kavgasını Medine’de devlete dönüştüren, Kâbe çetesini yerle bir eden, ’Feggu Ragabe’ şiarıyla köleleri boyunduruklarından kurtaran Hz. Muhammed nerededir?
Adaletin kaleleri Hz. Muhammed, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer, Hz. Ali, ve en çok da Hz. Ebu Zer bir yanda; İslam'ı saltanata çeviren, nimeti jip, dolar, yuro olarak anlayan, eski dinlerin bir sürü saçmalıklarını İslamlarına sokup bunları ritüeller gösterisine çeviren, infak kaçkını, otoriteye tapan, zengin sevicisi, dini-imanı para olan ”ver Allahım ver” deyip duran, kemiksiz, korkak ”Müslümanlar” diğer yanda. Kur'an’ın önerdiği birey hangisidir?
Kur'an’ın tarif ettiği birey, yaptığı işleri bir görev, zorunluluk diye yapmaz. O, imanın verdiği, onda içselleşen adalet ve iyilik duygularıyla bunları kişiliğinde bütünleştirmiştir. Parçalı bir kişilik değildir. İşin özünü bir yana bırakıp görev savma mantığıyla hareket eden kişi ise, aslında Allah’ı kandırdığını düşünen abdestli kapitalizmin ürettiği tip, pazarlık masasında malı götürmek için çeşitli hileler yapan bir tüccar gibidir. Bir de bu parçalanmış kişilik dini tekeline aldı mı... gerisi cinnettir. Dünya işlerinde kılı kırk yaran, katı gerçekçi; din işlerinde alabildiğine soyut, yaşamdan kopuk, büyücü, cinci, kâhin... Oysa Kur'an’ın önerdiği birey dünya ile ahireti birbirine karşıt olarak görmez. İkisi için yapılan işlerin biri realist, biri akıl dışı olamaz. Bunlar arasında bir bütünlük,uyum ve davranış-düşünüş birliği oluşturur.
'Bütünsel bir kişilik için bireyin kendi gerçekliği ile tasarlanan dünya arasında bir uyum olması gerekir' dedik. Bu, Allah’ın yasalarını bilmek ve onunla beraber yürümekle mümkündür. Müslümanın yaptığı her doğru davranış-emek hiçbir şekilde heba olmaz. Müslüman birey halkın çıkarları için mücadele etmenin Allah’ın yanında olmak anlamına geldiğini bildiği için, farklı iki dünya arasında gel-git yaşamaz, onun ibadeti ile yaşamı arasında bir çelişki olamaz.
İnsanlığı hak ettiği yere taşıma, kula kulluğu ortadan kaldırma mücadelesi ile ahret bilinci birleşirse, birey içindeki acabalardan, kuşkulardan kurtulabilir, kendinden emin, ruh bütünlüğüne kavuşmuş bir şekilde yoluna devam edebilir. İslam bu anlamda muhatap olduğu bireyde büyük bir bilinç sıçramasına yol açar. Elbette bu durum, Kur'an’ın doğru anlaşılması üzerinden ortaya çıkan devrimci kişilik için geçerlidir. Kader, sabır, kanaat gibi kavramları, yeryüzündeki tüm kötülükleri cebri, kesin ve değişmez bir anlayışa çevirirse, Kur'an’ın önerdiği bireyin tam aksine; itaatkar, köle, ruhsuz, miskin bir tip ortaya çıkar (mülk yığanlar miskin olmayabilirler; ama köle oldukları kesindir.)
İslam'ın bireyi aciz değildir. Allah’tan başka kimseye kulluk etmeyen, tüm putlarını yıkmış, dinamik, uyanık birisi nasıl aciz olabilir? Milyarlarca insan içinde hiçbir değeri olmayan bir insan değildir o. Hiçbir statüsü olmasa bile, Allah’a karşı sorumluluk bilincini yerine getirirse hem hür ve onurlu bir insana dönüşecektir, hem de karşılığını alacaktır. Dolayısıyla onun için kariyerin önemi yoktur, bürokratik hırslarını yenmiştir: ”Allah’ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah’ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit Rabbine hamdederek O’nu tesbih et ve O’ndan mağfiret dile. Çünkü O,tevbeleri çok kabul edendir.”(Nasr:1-3)
İslam tarihsel yaşam boyunca uyuyan, donuk toplumlara dinamizm ve uyanıklık bağışlayacak, aşağılanan, zayıflık ve zillete düşmüş uluslara izzet ve güç verecek bir yeteneğe, kalbi bir imana, sahih bir akideye, köklü ve zengin bir kültüre sahiptir. Hareket, uyanıklık ve akli yenilikçilik sahibi, çağların sürekli ilerisinde olan İslam'ın yetiştirdiği birey, çağına Allah’ın sözünü taşımak, kendisini Kur'an’ın değerler bütünü içerisinde inşa etmek durumundadır. Kur'an’ın kafada örgütlenmesi bu bireyi oluşturacaktır. Şu ayetler bize bir yol gösterebilir: ”Öyleyse kullarıma müjde ver ki onlar sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah’ın kendilerini hidayete erdirdikleridir ve onlar bilinç sahipleridir"(Zümer: 17-18). 'Sözü işitmek ve en güzeline uymak' nedir? Yaşadığı dünyanın, onun sorunlarının farkında olmak, onu güzelleştirecek bir yol tutturmak demektir. Bu, çağının sözünü işitmek ile mümkündür. Ancak bu şekilde bilinç sahibi olunur.
Eğer bulunulan toplumda sömürü ilişkileri sürüyorsa ”hicret” etmelidir. Hicret bilinci, müslümanın yeryüzündeki pozisyonunu belirleyen bir büyük devrimci eylemdir. 'Değiştiremiyorsan git, ve başka bir düzen kur' demektir. Yani kafasındaki dünya ile yaşadığı arasında uyum olmalıdır. Olmazsa, yollara düşmelidir. Böyle olursa kişilik parçalanmaz, sahtelikler ve efsaneler dünyasının karanlıklarına hapsolunmaz.
Tüm boyutları, yapısı ve parçalarıyla şu andaki Müslüman grupların ekseriyetinin aksine, Kur'an Müslüman toplumu şöyle tanımlamaktadır: “Rablerinin (çağrısına) icabet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, (toplum) işlerini kendi aralarında şura ile yürütenler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak edenler ile haklarına tecavüz edildiği zaman birlik olup karşı koyanlardır. Kötülüğün karşılığı onun misli (benzeri) olan kötülüktür. Ama kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup sağlarsa) artık onun ecri Allah’a aittir. Gerçekten O, zalimleri sevmez. Kim de zulme uğradıktan sonra nusret bulursa (hakkını alırsa) artık onlar için aleyhlerine bir yol yoktur"(Şura:38-41). |