Berhan Şimşek Neyi Bilir? [Mehmet Akdağ]
“Ben o bacıma sahip çıkacağım. O bacımın bir ömür fukaralığıyla en ucuzundan kara bir örtü ile örtünüp, öldüğü günde en ucuzundan beyaz bir patiska ile gömülmemesi adına siyaset yapıyorum ben. Kadın olduğunu, anne olduğunu bilmesi için siyaset yapıyorum. Güneydoğu’da bir kadın 16 çocuk dünyaya getiriyor, ben 11 çocuklu bir ailenin çocuğuyum, onların yaşadıklarını bilmez miyim?”
İnsan garip bir varlık. Garipliği de bilme ile bilememe arasında asılı kalmasından ileri gelse gerek. Ne tam bilebiliyor, ne de hiçbir şey bilemeyecek durumda kalıyor. Berhan Şimşek’in Vatan gazetesine verdiği söyleşi okuyunca insanın en asli sorununa kafam takıldı yine. Yukarıda da kendisi ile yapılan söyleşiden kısa bir alıntı aktardım. “Onların yaşadıklarını bilmez miyim?” Diyor Berhan Şimşek. Berhan Şimşek’in sorusuna şöyle karşılık vermek isterim: Berhan Şimşek onların ne yaşadığını biliyor mu? Soruyu şöyle sorsak daha anlamlı olacak. Berhan Şimşek ne biliyor? Berhan Şimşek bizzat kendi tecrübe ettikleri ve yine bizzat izlenimlerinden hareketle birilerinin neleri yaşayabileceklerini bilebileceği iddiasında. Cümlenin soru işareti ile sonlanmasına bakınca bir şüphenin olduğunu düşünebiliriz? Tabi ki böyle bir şüphe yok. Aksine cümlenin soru işareti ile sonlanması tamda bildiğinin kesinliğini ifade etmek için kullanılmış. Ben yine de ortada bir şüphenin olması gerektiğinden hareketle, Berhan Şimşek’in samimi cümlelerine karşılık samimi cümleler kurarak karşılık vermek isterim. Kuracağım cümleler bizzat kendi yaşadıklarımdan ve izlenimlerimden olacak. Umulur ki bir işe yarar. Ama ilk önce neden-sonuç ilişkisi üzerine Hume’dan bir pasaj aktarmak isterim.
[Yazının tamamını okumak için tıklayınız ]
|