Orta Ümmet ve Yeni Bir Düzen Kurmak [Yavuz Soysal]
Ümmet-i vasat kavramı Kuran’da bir yerde geçiyor: "…De ki: 'Doğu da Batı da Allah’ındır; O, dilediğini dosdoğru yola iletir'. Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olasınız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın…"
Ümmet-i vasat; lafzen orta bir toplum yani, aşırılıklar karşısında adil bir denge gözeten ve hem zevk ve sefahat hem de mübalağalı bir zühdü reddederek insanın tabiatını ve imkanlarını değerlendirmede gerçekçi ve makul davranan bir topluluk.
Orta ümmet olmanın sebebinin hakikatin şahidi olmak olduğunu görüyoruz. Hakikat, aslında bir ölçüsü olmayan insan zihninin, çok çeşitli teorik karmaşa içinde aradığı bir kavram. Hakikatin şahidi olmak ile orta toplum olmak arasında doğrudan bir ilişki var. Eğer ortayı merkez olarak düşünürsek yani, objektifin en merkezi alanı ve 12'den vurmak olarak anlarsak, söylenmeye çalışılan ortanın mükemmel ve dosdoğru bir yol olduğunu görürüz. Mükemmelden kasıt total, tekçi, mutlakçı, baskıcı bir anlayış değildir.
Eğer hakikatin şahidi olacaksak,zamanımızın ruhunu kavramalıyız. Bunun yolu günümüzün teorik birikimlerinin-tartışmalarının farkında olmak, insanlığın ulaştığı bu sonuçları vahiy temelinde değerlendirip bu karmaşada ortayı bulmaktır. Söylemler tarihsel süreç içinde değişirler. Bu bir inkar ve sapma değil, ölü anlatılardan, yaşayan teoriye geçiştir. Yani hakikatin şahidi olmaktır. Böylece öyle gözüküyor ki, günümüzün sınavı, bu kadar üfürmenin, sallamanın, saçma-sapan teorik sığlıkların artık tarihte kalmış ölü anlatıların içinde, zamanımızın teorik birikimini kendi ilkelerimize göre süzüp buradan dosdoğru bir yol tutturmaktır.
Çağımızda modernizmin akılcılığı (rasyonalizm), olguculuğu (pozitivizm), maddeciliği (materyalizm), gerçekçiliği (realizm), tekçiliği (monizm), bilimciliği (scientism) gözden düşmüş; post modernizmin kuşkuculuğu (rölativizm), adcılığı (nominalizm), çoğulculuğu (pluralizm), postyapısalcılığı yükselişe geçmiştir.
Modern dönemin Descartes, Leibniz, Newton, Marx vb. büyük yapı-kurumcuları, tekçi üst anlatıcıları düşüşe geçmiş; Nietzsche, Einstein, Heidegger, Foucault, Derrida, Feyerabend gibi şüpheciler, bilinmezciler, belirlenemezciler, yapı-bozumcular moda olmuştur.
Tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahidi olacak orta toplum, şimdiki zamanın tartışmalarını anlayıp burada kendini inşa edebilir. Örneğin, bu teoriler arasında Abdülkerim Şuruş'unki ortayı bulmamızda bize yardımcı olabilir. Ona göre; Tabiatta kesret (çoğulculuk,pluralizm) hakimdir. Hareket bir sebeb-sonuç ilişkileri sürecidir. Sadece sebeblerle ilgilenir, sonuçları görmezden gelirseniz bu mutlak görecelik olur. Sonuçlarla ilgilenir, sebepleri görmezden gelirseniz bu da ham realizm olur. İkisinin ortası ise eleştirel akılcılıktır. Bunun anlamı şudur: Zihnimizdeki bilgilerin oluşumunda sebepler kadar sonuçlar da etkili olurlar. Girift oluşlar sürecini mutlak akılla veye mutlak şüphecilikle anlamak mümkün değildir.
Aklı mutlaklık noktasına çıkartarak yücelten modernizm ve akla bütün gücüyle saldıran post-modern bilgi sistemleri eleştirilmelidir. Bizim için aslolan şey, vahiyden beslenen akıldır. Kur'an akla, bilgiye, ilme ve kalbi fonksiyonlara teşvik eder. Ne kadar akıl ve bilim karşıtı olursanız o kadar iyi Müslüman olursunuz, demek doğru değildir. Post-modern söylemlere kapılmak da doğru olmayacaktır. İslam da sonuçta bir üst anlatı ve total bir ideoloji olarak görülebilir. Modernizmin kaba pozitivizmi de, postmodernizmin helak edici bir afet olan rölativizmi de, bize yabancıdır.
İslam en güzel hakikati ve yaşamı peygamberin kişiliğinde ve onun kurduğüu düzende göstermiştir. Ali Şeriati’nin deyişiyle,İslam tek kelimeyle dünyanın çok boyutlu olan tek dinidir. Topluma uyguladığı güç tek yönlü değil, çok boyutludur. Hem de birbirine karşıt olan boyutlar. Bireyin ve toplumun duygu ve düşüncesine değişik ve hatta birbirine zıt yönlerde uygulandığı için doğal olarak toplum bu güçlerin geleceği üzerinde daima dengeli bir yön kazandırır. Bunun sonucu olarak saptırıcı bir güce dönüşmesi ve toplumun doğru yönden sapması imkansız hale gelir.
Medine’de oluşan yeni insan tipi, çok boyutlu ve dengelidir. Muhammed (a.s.) bunların simasını iki net ve güzel çizgi ile bizzat tasvir etmiştir: "Gecenin takvalı zahitleri, gündüzün aslanlarıdır". Günümüz insanının çeşitli yönlere savrulan, dar kalıpların zindanında çürüyen haline karşı Hz. Muhammed’in çok boyutlu ve iki yönlü risaleti bize bunca karmaşanın içinde aydınlık bir yol gösterir.
Bütün bunları bir kenara not ederek orta toplumun bireye ve topluma ne dediğine ve pratiğine bakalım. Orta ümmet olmakla ortaya çıkan bir insan tipi var. Bu insan, bunca kişilik parçalanmasının, sapkınlıkların, bunalımın, intiharların ve sahte mutlulukların dünyasında denklik hesabını yapan, bilincini derlemiş, ruh bütünlüğüne kavuşmuş insandır. Vasat, diğer bir anlamıyla, bileşke demektir. Denklik hesabını, kişiliğinde bu bileşkeyi yapan insan olarak düşünüyoruz.
Bu bileşke ile kendi zamanının insanı olmak arasında doğrudan bir ilişki var. Bilincini derlerken ve ruh bütünlüğünü kurarken bunu geçmişin taklidi,ritüeller gösterisi ile yapamaz. Çünkü şimdiki zamana temas etmeyen şeylerin ne kendisine ne de bir kimseye faydası olacaktır. Kuran’ın önerdiği dürüst ve erdemli insan, yaptığı davranışların bugün işe yaradığı, yaşamıyla iyiliği ve adaleti kişiliğinde somutlaştırmış insandır. İşte insanlık bu durumda bize şahit olacaktır. Geçmiş zamanların artık geçmeyen dili, kıyafeti,anlayışı, hukuki sınırları ile değil.
Evet orta ümmetin parçası olan birey için zor bir yol vardır. O, kişiyi prangalarından kurtaran adamdır. Prangalardan kurtarmak; bireysel olarak yalnızlığından, derin uçurumlarından, parçalanmışlığından; toplumsal olarak da sömürüden, zulümden kurtarmaktır. O, tartıda ve ölçüde hile yapmayan kişidir. Sadece manav olarak değil, hayatın her alanında, bir baba, bir eş, bir öğretmen, bir yönetici, bilim insanı, doktor vb. olarak, her rolde ölçüde ve tartıda hile yapmayandır. Peki bu ölçüyü bozan, tartıyı altüst neden nedir?
Ekonomiden politikaya, sanattan ahlaka, bütün sosyal ilişkilerin tek düzenleyicisi olan piyasa ekonomisi (yani para) insanlığın en büyük çöküşünü hazırlıyor. Ekonomik sosyal birlikten kopup, yeryüzünün nimetlerini gasp eden tufeyli egemenler ölçüsüz ve dengesiz bir düzen kurmuşlar, halkları iliklerine kadar sömürüyorlar. Düzen, devamı için, çeşitli argümanlarla insan aklına saldırmaktadır. Aynı zamanda kişisel gelişim ve gösteri toplumuyla, yeni bir insan tipi üretilmiştir. Kişisel gelişim; liberal teorinin temeli olan bireycilik ve vahşi rekabeti vaaz eden, insanı hırslarının esiri haline getiren, başarı putu ile onu büyüleyen yeni bir dindir. Gösteri; hızla akan, düşünmeye fırsat vermeyen, insanı sürekli meşgul edecek yeni zevzeklikler üreten, sanal ile gerçeğin birbirine karıştığı, hatta sanalın gerçeğin yerini aldığı, insanın pasif-edilgen sadece bir izleyici olduğu, insan iradesini yok eden, onu dilsizleştiren bir oyunun adıdır.
İnsan bu saldırıların altında tarihte hiç olmadığı kadar ölçüsünü, dengesini yitirmiştir. Orta toplum, yani ölçülü ve dengeli bir toplum olunacaksa, önce bu piyasa düzenine bir son verilmesi gerekir. Çünkü denge ve ölçü; tükenen insan, yok olan doğa, birbirinin ümüğünü sıkan toplumlar için bir zorunluluk haline gelmiştir.
Bu durumda orta ümmet söylemini, bir teslimiyet, dengeleri gözetme, pasif-uzlaşmacı bir tutum, reel politik bir kaypaklık olarak anlayanlar fena halde yanılmışlardır.
Orta Toplumun çağrısını söyleyelim:
Ortaçağ karabasanını andıran ritüeller ve günahlar yığını bir din anlayışı ile, onu bilimsel kıstasların düzlüğüne indirgeyen, Kuran’ı tarihte kalmış bir mesaj olarak gören yaklaşıma karşı; adalet, özgürlük, sevgi ve merhamete çağrıdır orta ümmet. Hakikati bir bütün olarak algılamadan, çeşitli argümanların esareti altında rüzgarın önünde oradan oraya savrulan insanın, gelenek ile moderni, akıl ile vahyi, doğu ile batıyı, birey ile kolektifi birbirine karşı olarak anlayıp yaşamını bu sahte teorilerle inşa etmesi yerine; geleneği birikim olarak değerlendiren, ondan yararlanan ama çağının insanı olan, vahyi ve tecrübi aklı vahiy temelinde birleştirerek yaşadığı çağa uygulanabilir bir düzen kuran; dini kimlikçi bir fanatizm haline getirip batı-modern-bilim karşıtı bir Arap-Fars-Türk dini haline getiren anlayışın yerine, evrensel, adil insana ve doğaya uygun bir söylem oluşturan; liberalizmin bireyci, hazcı, dar yapıların ve diktatörlüklerin tek tipleştirmesine karşı; adaleti, eşitliği, özgürlüğü esas almış kollektif bir toplumda, bireyin tüm putlarını yıktığı onurlu ve gerçekten hür bir insana dönüştüğü dengeli ve ölçülü bir toplum…
İnsanı hız ve haz medeniyetinin esaretinden, açlıklardan, savaşlardan, yokluklardan kurtaracak; ama aynı zamanda onun çeşitli ihtiyaçlarına cevap veren, fıtratına ters düşmeyen bir söylem geliştirmek, zorlama, tek tip, kapalı bir düzen yerine; doğaya ve insana uyumlu, renkli, açık, özgür bir düzen kurmak. İşte Orta Ümmetin görevi budur. |