En Büyük Fitne İnkardır [Ayhan Bilgen]
Fitne kavramı, İslam tarihinin en yaygın kullanılan kavramlarındandır. İç çatışmaların yoğunlaştığı, iktidar hırsı ile kardeş kanının aktığı dönemlerde “fitne” hakkında yoğun uyarılar yapıldığını biliriz. Ancak bu kavramın çok sıkça kullanıldığı bir başka durum daha vardır. Egemenlerin inkarcı tutumlarına yönelik tepkiler yükseldiğinde, bu tepkiyi örgütleyenlere “fitneci” suçlaması, en kolay yaygınlaştırılan söylem olmuştur.
İmam Zeyd isyanından, Baba İshak ayaklanmasına, hatta bir parti, bir cemaat içerisinde farklı eğilimlerin ortaya çıkmasında bile kestirmeden “fitne” tanımlaması yapılır. Fazilet Partisi içerisinde yenilikçi diye tarif edilen ekiple ilgili, parti teşkilatlarına gönderilen mektuplarda “fitne” suçlaması yapılmıştı.
Şimdi çatışmaların yoğunlaşması üzerine Başbakan Erdoğan, “terör fitnesi” bitecek, diyor. Elbette şiddetin kısır döngü haline gelmesi fitnedir ve bitirmenin yolları aranmalıdır. Ancak bu fitneyi doğuran fitneyi masaya yatırmadan, doğru bir yol haritası çıkarılamaz.
Bu anlamda inkarcı politikalar, en büyük fitne kaynağı olarak önümüzde durmaktadır. Bir dilin inkarı, bir toplumun inkarı, hak ve özgürlüklerin inkarı, insan onurunun ve eşit yaşama arzusunun inkarı sistematik bir fitne tutumu değilse nedir? Dahası, toplumsal gerçeklerin inkarına dayanan ulus-devlet modelinin kendisi insanlık tarihi açısında büyük bir fitne değil midir? Artık bir devlet fitnesinden bahsederken, istisnai uygulamalardan değil yapısal bir durumdan söz ediyor olmalıyız. İktidar hırsının, iktidarcı algının bizzat kendisi, insani değerleri, insanın doğasını yozlaştıran bir fitne konumundadır. Fitne, ateşe benzetilmiştir. Avucunuzda taşıdığınız bir ateş gibi, sadece kendinizi değil çevrenizdekileri de yakacağınıza vurgu yapılır. Fitne ateşini söndürmenin en kolay yolu, fitneye götüren gerekçeleri ortadan kaldırmaktır. Bu yönde bir çaba içinde olmadıkça takınılan her tutum sadece fitne ateşinin büyümesine neden olacaktır.
Fitne edebiyatı yapmak yerine fitneye neden olan hatalarımızı masaya yatırmak zorundayız. Bu anlamda “kutsal devlet algısı” üzerinden tekrarlanan ezberler, söz konusu yüzleşmeye imkan tanımamaktadır. İnsanlığa yönelik bozgunculuğun hangi politikalardan kaynaklandığını dikkate almadan, bu politikalara direnç gösteren herkesi fitne ve bozgunculukla suçlamak, sadece ateşin önlenemez noktaya ulaşmasına hizmet edecektir. Toplumsal çatışma noktasına gelen bir gerilimi, tümden ortadan kaldıracak radikal adımları atmak yerine, bin yıllık “fitne” suçlaması ile vakit kaybetmek bu ateşe odun taşımaktan başka nasıl tarif edilebilir? |