Aynı Programın İki Yüzü [Yavuz Soysal]
Kavramlar, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü tefsir ederler. Kavramsız bir yaşam algısı aynı zamanda ilkesiz ve değersiz yaşamaktır. Yaşamı, insanı, doğayı, olayları, olguları kavramlarla tarif ediyoruz-anlıyoruz. Eğer inançlarımız sağlam kavrayışlara, teoriye dayanmıyorsa, bu inanç bir dünya görüşüne değil efsaneye dönüşüyor. Efsane, semboller üzerinden hayatı anlamaktır. Bu semboller, bütünsel bir anlamayı engeller; bizi bazı parçaların esiri yapar. Ekonomi-politik, sosyal, dini, siyasi vb. bir bütün (tevhid) yerine, sembollerin, parçaları kutsayan tarafların zindanında, akmakta olan tarihi anlayamayız.
Şahidi olmamız gereken ülkemiz ve dünyamız bu efsaneler, semboller, sanal taraflar üzerinden anlaşılamaz. Önce yeryüzündeki sistemin adını koymak ve onun kavramsal derinliklerini çözmek gerekir. Bu sistem, bir bütün olarak yaşamın tüm alanlarını, girift teorik argümanları ile kontrol etmek isteyen, kendine karşı olan yapıları da kendi çıkarlarına göre dizayn edip işlevselleştiren, doğa ve insanla karşı karşıya gelmesine rağmen kendini yenileyen bir yapıdır.
Emperyalist-kapitalist sistem; Firavunun büyücüleri misali, gösteri toplumu, medyatik paranoya, yapay kitle yaratma gibi argümanlarla insanı şaşkın bırakmış, 'ideolojilerin öldüğü' vaazıyla elini kolunu bağlamıştır.
Yerkürenin nimetlerini gasp eden uluslararası tekeller,onun teorisyenleri hep aynı argümanlarla sömürüsünü sürdürüyor. Piyasanın vazgeçilmezliği, liberalizmin düyaya en uygun sistem olduğu, Batı değerlerinin üstünlüğü gibi bir sürü zırva… Bu teorik zindanlarda çeşitli taraflar aynı lafları tekrar ediyorlar.
İşte İsrail, yıllardır dilediği zaman dilediği gibi davranabiliyor. Bize de BM, uluslararası hukuk, güvenlik konseyi, gibi bir yığın zırva kalıyor. Sanırım dünyada bu kurumları ciddiye alan sadece biziz. Eee! Erovizyondan bu kadar eğlence çıkaran kafa, sorunlara ancak bu kadar çözüm bulur. Bu tiyatro, bu yalan gerçekten can sıkıcı…
İşin teorik tarafı şu; bütün bu katliamları, açlıkları, perişanlıkları yaratan bir düzen var. Yeryüzünü iliklerine kadar sömüren bu düzenin başat aktörleri çoğu kez ABD-İsrail-İngiltere. Bunları ayakta tutan bir ekonomik yapı var. Kapitalizm tüm mekanizmaları, kavramları ile ülkemizde kurulmuş durumda. Piyasacılık, özelleştirme, sigortasız-esnek çalışma hayatı, sözleşmeli çalışma, taşeronlaşma, yönetişim, toplam kalite vb. bu sistemin temel dayanakları. İşte küresel güçler bu kavramlarla ekonomiyi kendi dümeninde yönetiyor, dünya halklarının anasını ağlatıyor. Peki ülkemizde uygulanan program nedir? Bu program en ağır şekilde uygulanıyor. Türkiye bu ekonomik sisteme göbekten bağlıdır. Meseleyi dini-milli bir mesele olarak değil,ekonomi-politik bir kavga şeklinde anlarsak yerinde olacaktır.
Şimdi dönüp ülkemize bakalım. Sanayi, silah, tarım, bilişim, finans tüm alanlarda bağımlıyız. Tüm kurallarını uluslararası tekellerin çizdiği bir yapının tam göbeğindeyiz. Ama çıkıp kafamızdaki efsaneler üzerinden din savaşı verdiğimizi zannediyoruz. Herkes bir mücahit edasıyla sokaklarda… Kardeşim; özelleştirme, taşeronlaştırma, piyasa terörü, asgari ücret: küresel sermayeyi ayakta tutan şeyler işte bunlar... Mülkiyet ve iktidar meselesini çözemezsen, yaptığın karanlığa yumruk atmaktır.
Bu durumda Müslümanların bu karmaşadan çıkması,bu kara bulutları dağıtması,karşısında olduğunu düşündüğü düzene hizmet etmemesi için bir yol bulması gerekiyor. Eğer bu din ölmediyse tavrımızı, duruşumuzu belirleyecekse, şu efsanelerden kurtulup işin özüne dönelim. Değilse zalimle aynı düzenin, aynı programın parçası oluyoruz. Kur'an'ın mesajını, peygamberin pratiğini tarihin atardamarı olan mülkiyet üzerinden kavrarsak, halklar için kurtuluş olacak bir söylem gelişebilir. Bu din, sömürü düzenini meşrulaştırmak için değil, onu ortadan kaldırmak için vardır.
Sonuç olarak İsrail’i kapitalizmden, onun üretim tüketim ilişkilerinden, bu ilişkilerin yarattığı kültürel-sosyal-dini değerlerden soyutlarsak yapacağımız işler niyetten bağımsız olarak bir semboller gösterisine dönecektir. Oysa tarih, bizim kurguladığımız fantezilerle ilerlemiyor. Kendimizi sahte, tarih dışı söylemlerden kurtarıp, peygamberin yaptığını yapmalıyız: Kendi çağında yaşamak, sağlam bir bilinç, uyanık bir vicdan, ve ezilenleri Firavun mülkünün sahibi kılacak büyük dönüşüm. |