Sol ve Kürt Sorunu [Hayri Çalağan]
Ülkenin yeni bir seçime hazırlandığı dönemde sosyalist sol ile Kürt hareketleri arasında çeşitli ortaklıklar denenmeye çalışılıyor. 90’lı yıllardan başlayarak muhtelif seçim dönemlerinde oluşturulan birliktelikler, kayda değer bir sonuç getirmediği gibi, ne Türk ne de Kürt halkı nezdinde ciddi bir heyecan yaratamadığı ortadadır. Neden?
Mesele, bu can alıcı soruyu sormak değil; bu soruya samimi cevap verebilecek kadar dürüst olabilmekte! Bu samimiyetsizliğin nedeni sadece günümüzle sınırlı değildir; solun tarihi, Kürt meselesinde, yazık ki, çok övünülecek durumda değildir. Ütopya üretmekte başat olan ve olması da gereken sol, genelde hayallerinde bile yer vermediği Kürtlere, yazık ki sistem partilerinin gerçek hayatta sunduğu yemeği kabul etmek zorundasın diyor. Son yirmi yıldır, seçim ittifakı oluşturan sol ve Kürt hareketi bu gayri samimi zemin üstünde “Körler sağırlar birbirini ağırlar!” durumunu oluşturmaktan öte bir şey yaratamamışlardır. Çünkü, Kürt hareketinin “Türkiye Partisi” olduğunu göstermek için “Sol” kişiliklere ihtiyaç duyması; “Sol” kişiliklerin ise arz-ı endam ettikleri balkonda, hikmeti kendinden menkul kelam edeceği “kitle”yi arama ihtiyacına denk düşmektedir. Aynı samimiyetsizlik devam ettiği takdirde yeni oluşumların da aynı akıbete uğrayacağı kesindir. Çünkü sosyalist sol hala geçmişin jargonlarıyla kendi mevzilerini korumaya çalışmakta, Kürt hareketi ise reelliğin içinde konumlanmaya çalışmaktadır. Hal böyle olunca ne ortak dil ne de ortak politikalar üretmesi mümkün olmaktadır. Sosyalist sol; (bazı istisnalar hariç) tarihinde, söylemlerinde farklı şeyler ifade etmiş olsa da gerçekte “Resmi Kürt politikası”ndan farklı bir öneri üretememiştir. Temel öneri, “Sınıf hareketini bölmeyelim, sosyalizm kurulunca herkes hakkını alacaktır.” şeklinde olmuştur. Günümüzde ise hümanizmanın moda deyimlerini parlatarak, “Yaşasın halkların kardeşliği!”, “Her halk kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir.” “Barış hemen şimdi!” ve “Yaşasın barış!” gibi ulvi ancak hayatta hiçbir şekilde karşılık bulmayan romantik sloganlardan öte bir şey önermemektedir.
Kürt hareketi, halkların hangi şartlarda bir arada durabileceğinin önerilerini sunuyor. Özerk demokratik cumhuriyet, federasyon gibi öneriler sunup, bu çerçevede tartışmalar yürütüyor. Ama sol bu önerileri görmezden gelerek, yukarıda zikrettiğim sloganları tekrarlamaktan öteye bir söz söylemiyor. Mevcut sosyalist partiler ve dergi çevrelerine sığınmış sosyalistler, Kürt sorunu ne zaman gündeme gelse “yaşasın halkların kardeşliği” nakaratını terennüm ederler. Peki bu kardeşlik nasıl olacak diye sorulduğunda “Her halk kendi kaderini tayin etme hakkına sahiptir.” ilkesini öne sürerler. Öncelikle bunu öne süren “en sosyalist” çevreler, bilmelidir ki bu ilkenin sosyalizmle ilgisi olmadığı gibi, “yaşasın hakların kardeşliği” sloganıyla da hiç uyuşmamaktadır.
O zaman neden sosyalist sol, Kürt siyasal hareketi ile böyle yüzeysel ve içi boş bir ilişki içindedir? Şu “12 Eylül darbesi bizi ezdi.” patolojik saplantısına sığınmak, hakikaten sadece sığınmadır. Başta Kürtler olmak üzere Türkiye halkları ‘12 Eylül’ü geride bırakırken sol çoğu zaman olduğu gibi acılarına aşkla sarılmıştır. Ülkenin ve halkın geldiği noktayı görmemekte ısrar etmektedir. BDP’yi Kürtlerin mutlak temsilcisi olarak gören sol, bu hareketin “Kürt sorununu üniter devlet içinde çözmek istiyorum.” önermesini görmezlikten geliyor. Yani temsilcilik atfedilen hareket tercihini yapmış: Üniter devleti “özerk demokratik bölgeler” olarak yeniden örgütleyip “demokratik cumhuriyet”i kurmayı öneriyor. Bu öneri neredeyse on yıldır gündemde ama sosyalist soldan buna yönelik bir eleştiri veya katkı yok.
İhtimaller dahilinde, sosyalist solun Kürt hareketinin söylediklerine devletimizin nasıl olsa asla izin vermeyeceği kanısı veya Kürt hareketinin önerilerini tartışmaya değer bulmuyor olması yatmaktadır.
Dolayısıyla, tartışmalara girip, yirmi yıldır arada bir oluşturulan birliktelikler sonucunda yaşadığı küçük ‘mutluluk’ların gölgelenmesini istememektedir. Yeni seçim döneminde de belli ki ülkenin yıllanmış sorunlarını tartışarak geçireceğiz. Hükümet ülkenin tüm temel sorunlarında olduğu gibi Kürt sorununu da güneşe serip kuruturken, muhalefetin görevi bu temel sorunlara dair sahici çözümler üretip halkla paylaşmak olmalıdır. Elbette ki muhalefet derken sistemin gerçek muhalifi olan solu kast ediyoruz. Yoksa kayıkçı dövüşüyle halkı gark eden mevcut “büyük” muhalefeti değil.
Sonuç olarak Pera sosyalisti olmak yerine ülkenin sosyalisti olmanın yolu, halkın gündeminin belirleyeni olmaktır. Bunun için halkın gündemini işgal eden sorunlara inandırıcı çözümler getirebilmek gerekir. Yeni sol, kitleleri ülkenin sorunlarına yönelik çözümler üzerinde örgütler ve birliktelikleri kalıcı kılarken, diğer taraftan, halk nezdinde bir alternatif olmayı da sağlayacaktır. |