Peygambersiz Günlerin Talihsiz Çocuklarıyız [Namık Kaya]
Ey Peygamberim! Ruhumun nefesi, gönlümün devası, ufkumun zirvesi sensin. Kâinat sen gittiğin günden beri yakıcı ateşin pençesinde kıvranıyor. Güneş, bir zamanlar her gün seni aydınlatırken dostların güneşe başka bir gözle bakarlardı. “Güneşi severiz sevdiğimiz dost hatırına“ derlerdi. Ben de seni ısıttığı için güneşi çok seviyorum. Çünkü dost deyince sadece seni hatırlıyor, vefa deyince yalnızca sen aklıma geliyorsun; tıpkı Kur’an deyince seni bildiğim gibi.
Sevgili Nebîm! Çöl ortasında garip doğduğun gün dün gibi hatırımda. Emine’nin kucağından Halime’nin bahçesine giderken gözlerini Mekke’ye dikişin hiç hatırımdan çıkmıyor. Zaten ne zaman hatırımdan çıktın ki ey nebi… Hani Halime bir gün sana uğramıştı ya o gün kalkmıştın ayağa, lakin etrafın anlam verememişti bu duruma. Sen, o benim annemdir diye tanıtmıştın çölün garip kıyafetli kadınını. Kadın garipti ama sen “ Ne mutlu o gariplere, bu din gariplerle doğdu gariplerle devam edecek “ dememiş miydin? Ben de gariplerden olmak istiyorum. Garip, şaşırtan demek değil mi? İşte ben de çağın zebanilerine garip gelmek istiyorum ey nebîm. Ne olur garipler kervanına kat beni. Müjdelerinle ferahlandır beni. Hani siyâhî Bilal’in vardı. Bilal, çölden daha sıcaktı ve geceden daha karanlık. Ancak ruhu gündüzden daha aydınlıktı, yüreğindeki ateşin çölü yaktığı gibi. Bilal’e ezan vakti gelince “(Erihna Ya Bilal) Bizi ferahlat ey Bilal” derdin. Şimdi biz de ferahlanıyoruz. Ama sensiz ferahın tadı eksik. Senin zamanında gelemedim, üzgünüm. Fakat seni tanımanın, seni anlamanın sevdalısıyım. Sana ait bir hatırayı anmak hazların en büyüğü.
Ey yetimler yetimi! Yetimlik seninle bana sevimli geldi. Babasızlık elbette acı, lakin nebisizlik gönül yakıcı. Niye mi? Söyleyeyim de dinle. Sen gittiğin günden itibaren dostların iktidar savaşına tutuştular. Ali’yi ve Fatıma’yı çok ezdiler. Gözünden sakındığın biricik güzelciğin Hüseyin’in başını vurup Kufe’de, Şam’da ve Medine’de kelle sergilediler. Senin mirasına sahip çıkma iddiasına tutulan bazı adamlar, saltanatlarına basamak olsun diye senin temizlerden daha temiz adını kullandılar. Sen Allah’ın ipine yani Kur’an’a sımsıkı sarılın dediğin halde ümmet kendine başka ipler buldu. Herkes bir ipe sarıldı, ama kimse ipe sapa gelemedi. Sana ilginç bir şey daha söyleyeyim. Bize miras bıraktığın İslam’ın ideallerini yaşatanlara -kendini Müslüman safına katan nice kimseler dahil- İslamcı diye bir ad taktılar. Müslümanın İslamcı olmasını yadırgar oldular. Sen “ümmetim, ümmetim“ diyerek İslam’ın onur burçlarını ümmet bilinciyle bezedin; ama ümmetçi olmayı bize haram bilen haramiler türedi ey rasûl; fakat ben İslamcı olmaktan, Allahçı olmaktan ve dahi Kur’ancı olmaktan o kadar memnunum ki anlatamam. Çünkü her türlü ırk putuna tapanlardan; hürriyet özürlülerden her daim uzak duruyorum.
Ey Sevgili! “Biz de Müslümanız ve lakin İslam’ı özel hayatımızdan çıkartırsak olmaz, İslam özel yaşam dinidir; sosyal, siyasal, ekonomik, teolojik, epistemolojik ve ontolojik tezlerle İslam gündem konusu olamaz, din kalpten dışarı çıkartılmamalı“ demeye getiren nice insanlarla karşılaşmaktayım. Onlar doğru İslam’ı değil, yaşam tarzlarına uydurulmuş ve kitabından soyutlanmış (kitabına uydurulmuş) bir İslam’ı istemektedirler. Bunu söyleyenler dini sadece bir tören ve şölen eylemi haline getirmek istiyorlar. Bayramlarda şölen, cumalarda tören olsun gerisi fazla diyen Müslümanlar (!) var. Bu söylediklerim sana garip gelmesin. İnan hepsi doğru.
Ey gözlerimin nuru! Senin vefatından sonra Fatıma, yaşayan ölü gibi oldu. Göz pınarları hiç kurumadı. Ali, ne yaptıysa teselli edemedi Fatıma’yı. Hasan ve Hüseyin bile Fatıma’ya seni unutturamadı. Altı ay sonra Fatıma sana kavuştu. Ama biz sensiz ve Fatımasız kaldık. Senin için dökülen yaşlar kurumadan canımız olan biricik emanetin Fatıma bacımız da gidince ümmet yetimken öksüz de kaldı. Hem ikinizi unutmayalım hem de size benzesinler diye kızlarımıza kızının adını oğullarımıza senin adını verdik. Senden sonra Ümeyye oğulları Haşimi-Emevi ırkçılığını hortlattı, Muaviye’nin sarayları cariyelerle doldu taştı, hele Yezid diye biri geldi ki Müslüman demeye bin şahit ister. Bu adam, Kabe’yi yıktı, Medine’ye girip Ensar ve Muhacir’in temiz torunlarının ırzını kirlettirdi. Sonra başka saltanat putçuları geldi. Onlar da dinimizin adını kirletmeye çalıştı. Ancak İslam dipdiri ve en saf haliyle hala ayakta durmakta. Kur’an’ı nasıl bıraktıysan Kur’an öyle duruyor. Kendini anlayacak insanları bekliyor.
Ey ruhumun nefesi! Ben gençliğimin ilkbaharından beri sana sevdalandım. Kur’an’ı anlamak için tam yirmi beş senedir kafa yoruyorum. Babadan gelen yanlış ve saplantılı anlayışlara baş kaldırdım, tıpkı senin put tapıcı akrabalarına isyan ettiğin gibi. Şimdilerde her gün biriyle senin mirasın hakkında konuşuyorum. Kendilerinin ne mükemmel bir Kur’an aşığı (!) olduklarını anlatıyorlar bana. Senden aldığım nezaket sebebiyle yüzlerine cehaletlerini vurmuyorum. Çünkü senin mirasından bahsedip de Kur’an ilkelerinin pratik hayattan uzak tutulması gerektiğini söylediklerinin farkında bile değiller. Senin bilgin dostlarından çoğu cehaleti sınıflandırırken “bilmediğini dahi bilmemek, ama kendini biliyor zannetmek“ olarak tanımladıkları “cehl-i mürekkep“ var ya, işte ona tutulmuş insanlar sürüsü meydanı doldurmuş. Ben Nuh dersem hemen Nuh’un sekiz emrini gündeme getirecek diye susturmaya çalışıyorlar beni. Lakin ben de senin yolundan giderek karanlığın efendilerine karşı hem ilmin ve araştırmanın hakkını vermeye çabalıyorum hem de cevaplar yazıyorum. Biliyorum, sen buna kalemle cihad diyeceksin. Çünkü senin projelerin etrafında iş yapmak Müslüman olmanın vazgeçilmez şartıdır.
Sevgili peygamberim! İlimde derinleşmek istiyorum, amelde isabet kaydetmek diliyorum. Ali gibi kahraman, Ali misali kılıç tutan olmayı talep ediyorum. Kalemimin kılıçtan daha keskin olması için her gün kendimi ilimde derinleştirmeye çalışıyorum. Rabbimin huzurunda bana himmet buyur. Amellerimin hayır, barış, adalet ve estetik bezeli olması için gecelerimi gündüzlerime kattım. Yirmi dört saat bana yetmiyor, gün kifayetsiz kalıyor. Vaktimin bereketlenmesi için himmetini bekliyorum ey nebîm.
Son sözümü şöyle bitirmek istiyorum: Nebi sevdalılarının tümünü kucaklarken, Allah için sevebilen yüreklerin çoğalmasını, Kur’an’ı anlayan ve hayatını Kur’anla inşa eden Müslümanların bereketlenmesini dilerim. |