Tanrı ve Kürtler ve Tepeden Bakan Göz [Mehmet Akdağ]
Yazılarımda sıklıkla ifade ettiğim mesele “Allah’ın Kürtler’i çok sevdiği” meselesi oldu şimdiye kadar. Meseleyi siyasi konular bağlamında dillendirdiğimden ötürü, bahsettiğim meselenin manipülasyona uğrama tehlikesi vardır. Daha önceden Hölderlin’den aktarmıştım; tehlike koruyucu gücü açığı çıkarandır aynı zamanda. Türk şairlerinin efendisinden söz çalacak olursam; “kendi tehlikesi peşinden gider insan.” O halde kendi tehlikem(in)izin peşinden koşalım. Bu bağlamda kendi benliğimi Kürtler’in benliğinden, Kürtler’in benliğini de yine kendi benliğimden ayrı tutmuyorum (“Ben-Biz/Biz-Ben”)
Bu yazımda “Allah’ın Kürtler’i çok sevdiği” ifademin tehlikesini bertaraf etmek için “Allah” lafzı yerine “Tanrı” kavramını kullanacağım. “Allah” lafzı İslam'a hastır ve bağlamı dışında kullanıldığı zaman tehlikesi söz konusudur. Tanrı kavramı ise geneldir. Her duruma hasredilebilir düşünmeye ait bir kavramdır. Bu yazıda, Tanrı kavramı, “Ben”in diğer “Ben”lerle ve tabiatla girilen ilişkide “Üçüncü Göz=Tepeden Bakan Göz” manasında kullanılacaktır. Kendi tehlikemin peşinden gitmeye girişeceksem eğer benime dair ifşaatta bulunmam zorunlu hale gelecektir.
Benimi belirleyen yegâne gerçekliğin “Dağ” olduğunu ifade etmiştim. Dideban tepesinin dibinde dünyaya gelmem ve daha çocuk yaşta dağın zirvesine ulaşmaya olan tutkumu dillendirdim. Devamlı bir şekilde düşünme eylemimi bu çerçevede sürdüreceğimi de belirtmiş olayım. Lakin benimi belirleyen tek unsur “Dağ” değil! Çok küçük ve oldukça mütevazi bir mescitte ve mezarlıklar arasında geçirdiğim "Bir çocukluk" da büyük bir önem arz etmektedir.
“Kürt Benlik” yapısının “Tarih-i Kadimden” şimdiye değin geldiği noktayı ifade edecek olursak; tabiatla girilen ilişkide Tanrı, başka benler ile girilen ilişkide ise, Başka benlerin ve tepeden bakan göz olarak Tanrı'nın kendilerine bakışı arasında gidip gelmiştir. Tabiatla girilen ilişkide Kürtler’in benliğini belirleyen olarak Tanrıyı görmem, tabiata tahripkâr yaklaşmak yerine “tabiat-insan” dengesini kurabilmeleri ile ilgilidir. Tabiatla tahripkâr ilişki içerisinde olmamak sadece Kürtler’e has değildir; diğer doğu toplumlarının hepsinde de geçerlidir. Başkaları ile girilen ilişkide ise Kürtler’e has bir durum vardır. Başkalarının kendilerine nasıl baktığı ile Tanrı’nın kendilerine nasıl baktığı arasında bir denge söz konusu olmuştur. Bu denge Kürtler’in, başka toplumlar arasında Kürt kalarak (Kürtlüklerini yetirmeyerek) varlıklarını sürdürmelerini sağlamıştır. Kürtler’in başkaları arasında kalmalarını sağlamaları, kendi karakterlerini başkalarına benimsetmeleri ile mümkün olmuştur. Tanrı’nın kendilerine nasıl baktığını önemseyip, başka olana bu bakışı yansıtmış ve kabul de ettirmişlerdir. Başka olanın Kürtler üzerindeki etkisi ise; yine Tanrı nazarında makbul bulundukça kabul görmüştür. Eğer bu başka olanın Kürtler üzerindeki etkisi Tanrı nazarından bakıldığı zaman makbul görülmemişse/görülmüyorsa bu sefer başka ile olan ilişki, başka olana reddiye ile kendisini göstermiştir/göstermektedir.
Geldiğimiz noktada, Kürtler bakımından, “Tanrı'nın bakışı-Başka olan’ın bakışı dengesi” Tanrı bakışının aleyhine, başka olanın bakışı lehine sonuçlandığı için ciddi sıkıntılar söz konusudur. Kürtler için yaşanan sıkıntıların bertaraf edilmesi, bahsettiğim dengenin evvela yeniden tesis edilmesi, başka ile girilen ilişkide etken olan tarafın kendi benlerinin olması, bunların hepsi; Kürtler'in, başkanın kendilerine bakışını olabildiğince azaltıp Tanrı’nın kendi benlerine bakışını olabildiğince yükseltmelerine bağlıdır.
Geçirdiğim çocukluğu Tanrı'nın bana büyük bir lütfu olarak görüyorum ben. Dideban tepesine tırmandıkça Tanrı'ya yakın olduğumu duyumsardım. Küçük ve mütevazı bir mescitte (Seyyid İbrahim Mescidi) büyümem nedeniyle, yaptığım şeylerde Tanrı’nın onayının olup-olmadığını durmadan sorgulardım. Benim çocukluğumun belirleyeni, diğer insanlardan daha çok, tepeden bakan göz, yani Tanrı, olmuştur. Bu öyle büyük ve kuvvetli bir belirleyendir ki, ailemle girdiğim ilişkide dahi ibrenin çoğunlukla Tanrı’dan taraf olması söz konusu olmuş, ailemden ötürü gelebilecek tehlikeleri bile atlatmama yol açmıştır. Ailemin dışındaki kişilerle girdiğim ilişkide ise, zaten belirleyen Tanrı olmuştur.
Tanrı’nın Kürtler’i çok sevdiğini düşünüyorum ben. Tanrı’nın Kürtler’i çok sevmesi, Kürtler'in kendilerinden başka olan ile girdikleri ilişkide, kendilerine ilişkin bakışta, tamamen Tanrı’nın bakışının esas alınmasıyla ilgilidir. Bu Tanrı bakışı, Kürt-Benlik yapısını en üst seviyeye çekecektir (Millet olmalarını sağlayacaktır). Kürtler’in büyük bir aşk ile bu sevgiye karşılık vermeleri gerekmektedir. Hem kendileri için hem de diğer benler için en hayırlı olanı budur. |