Türkün Geleceği Kürdün Millet Olmasına Bağlıdır [Mehmet Akdağ]
Anlayış dergisinin şubat sayısında Mustafa Özel Ağabey’in “Solcu Olmanın Vaktidir.” başlıklı yazısından bazı noktaları aktarıp kendi değerlendirmelerimi diğer bazı durumları da söz konusu ederek yapmak istiyorum.
“Lise yıllarımda solculuğu seviyordum, çünkü yoksul ve adaletsiz bir ortamda yaşıyordum. Solculuk adaleti, eşitliği, sömürüsüz ve görece müreffeh bir dünyayı vaat ediyordu. Çocuk muhayyilem bunlarla kanatlanıyor; ne cami vaazları ne de gizlice gidip dinlediğimiz Ülkü Ocağı nutukları bu meselelere tatmin edici cevaplar veriyordu. Solcuları sevmiyordum, çünkü söze tanrıtanımazlıktan giriyor, ırkçılıktan çıkıyorlardı. Tanıdığım bütün solcular 'dinsiz ve Kürtçü' idiler. İktidar sahiplerinin dini bir araç olarak kullanabileceklerine aklım eriyordu; fakat bu, her türlü 'ideoloji' için geçerli değil miydi? Birilerinin dini kullanması, Tanrı’nın olmadığına mı delalet ediyordu? Biraz felsefe, biraz doğa bilimi, biraz ideoloji kokan argümanları ikna edicilikten uzaktı. Sağcıları Türkçülükle suçluyor, kendileri Kürtçülük yapıyorlardı. Sui misal, emsal olur muydu?”
Yukarıdaki cümleleri aktardıktan sonra dikkat çekici iki hususu da belirtmem lazım.
Birinci husus Mustafa Özel Ağabey’in yazıları dergide “Yüzleşiyorum” başlığı altında yayınlanıyor. İkinci husus ise Mustafa Özel Ağabey yazısında Hegel’i sıklıkla anıyor olmasıdır. Şimdi ben biraz Mustafa Özel Ağabey’in yazısından uzaklaşıp kendim ile ilgili mahrem birkaç noktayı açayım. Daha sonrada yazıya tekrar döneyim.
Bitlis Merkez’de doğdum ben. Dideban tepesinin bitimindeki bir evde. On iki yaşında da İstanbul’a göç etmek zorunda kaldık. Zorunda kaldık diyorum, zira eğer sıkıntılar olmasaydı babam asla memleketinden ayrılmayacak bir insandı. Ben Bitlis’te iken tabiî ki Kürt olduğumu biliyordum ama aynı zamanda Türk görüyordum kendimi. Bunun neden böyle olduğu hakkında birçok akıl yürütmelerde bulunmak mümkün. Ben birkaç tanesini bilhassa belirtmeliyim. Birincisi okuduğum kitaplarda bahsedilen Türkler’in tarihsel rolü beni kendisine çekiyordu. İkincisi ise, yaşantısal olarak çevremde kötü bir Türk’ü tanımamış olmamdı. Bitlis’te kendilerine Türk diyen insanlar yaşıyordu ve ben onların çocuklarını tanıyordum. Babam da onların büyüklerini bize anlatırdı. Babamın kötü bir anlatı yaptığını hatırlamıyorum.
İstanbul’a geldiğimiz zaman ilk yedi-sekiz yıl birçok şeye anlam veremediğimi biliyorum. Önceye ait olan nerdeyse her şey tuz-buz oluyordu ve ben yeniden tesis etmekte zorlanıyordum. Birincisi, Türklerin bir kısmının Kürtlerden nefret ettiklerini öğrendim. İkincisi, kendilerine Türk diyen bazı insanların güzel olmayabildikleri ve eğer birilerine benzeyeceksem bunların sadece Türkler olamayacağını içimden geçiriyordum. Bunların yanında diğer bir sürü dedi-kodu bilgisi hiç eksik olmuyordu. Lazlar Kürtleri sevmez. Kürtler Lazları sevmez. Göçmenlerin durumları v.s. Kendimi nispeten toparlamam Lise’deki sosyalist öğretmenimin, İstanbul Teknik Üniversitesindeki “İslamcı” öğrencilerin ve Mustafa Özel’in de ders verdiği Bilim ve Sanat Vakfı’nın sayesinde oldu. Şimdi kendimi birçok meseleyi kaldırabilecek kadar güçlü gördüğüm için bazı noktalara esasınca, hakikatince yaklaşmanın gerektiğine kanaat getiriyorum. Hakiki bir yüzleşmenin olması gerektiğini ve bunun herkes tarafından yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Daha önceki yazılarımda ifade ettiğim noktayı tekrar ifade ediyorum. Türk’ün Türk olması, önemli ölçüde, Kürt’ün karakterinden tevarüs edilmiştir. İsmet Özel’in bunu Farsça ve Arapça üzerinden, dil gelişimine bağlayarak Kürtler’i devre dışı bırakması, Kürt hakikatinin üzerini hangi niyetle olursa olsun, kabul edilebilecek bir yaklaşım değildir. Kürtler’in İrani bir kavim olması ve Kürtçenin de Farsça etkileşimi zaten söz konusu. Ayrıca Kürtler’in İslamla tanışma ve kabul etme süreci Türklerden öncedir. Türklerin İslamla tanışması da, önemli ölçüde, Kürtlerin eli ile mümkün olmuştur. Bu tanışma sürecinde de Türkler, yaşantısal olarak Kürtler’e önemli ölçüde benzemiş ve karakterlerini buradan devşirmişlerdir. Billurlaştırmışlardır. Yani aslında benim çocukken bir yanı ile kendimi Türk görmem, asli itibari ile Kürt olduğumu görmem ile ilgilidir. Türk dolayımı üzerinden kendine dönme durumu söz konusu.
Mustafa Özel Ağabey’in Türkler’i Türkçülükle, Kürtler’i de Kürtçülükle yermesi haklı bir itiraz değildir. Zira yapılan Türkçülük, Türkçülük olmadığı gibi yapılan Kürtçülük de, Kürtçülük değildir. Haklı bir itiraz olmadığı gibi devamında “Medeniyet” teklifinde bulunması da bana kalırsa yerinde bir teklif değildir. İsmet Özel’e ve aslında onun üzerinden Alman düşüncesine gidecek olursak, medeniyetin donuk, gelişimini tamamlamış ve katılaşmış bir şey olduğunu öğrenmiş oluruz. Almanların bu şekilde medeniyet okuması, kendi “Ben-Merkezcilikleri” ile ilgilidir. Fransız ve İngilizlerin karşısında “Geç kalmışlıklarını” ikame etmek için ortaya attıkları bir iddiadır. Peki, bu iddianın geçersiz, haksız bir iddia olduğunu kim iddia edebilir? Eğer kendinde bir benliğiniz olduğuna kanaatiniz var ise, başka benliklere eklemlenmek yerine önünüze bir iddia koyarsınız ve iddianızın peşinde koşarsınız. Peşinde koştuğunuz iddianızın hakkını verdiğiniz nispette benliğiniz gelişir ve “Millet Olma” durumuna kavuşabilirsiniz. Gelişimini tamamlamış bir hadise olarak Medeniyet teklif edilecek gibi değildir. Zira gelişimini tamamlamış bir şey çürümeye yüz tutmuştur. Zirveden aşağıya düşmektir. Almanlar, medeniyet yerine Kültürü devreye koymuşlardı. Kültür; doğal hayata yapılan katkılar bütününü ifade etmektedir. Katkılar bütününün tüketilemeyeceğini düşünecek olursak, bir katılaşmanın, donuklaşmanın, yine çürümenin önüne geçilmesini arzu ettiklerini göreceğiz. Bunun aynı zamanda sonsuzluk fikri ile yakından irtibatının olduğunun.
Mustafa Özel Ağabey, yazısında Hegel’e referansta bulunuyor. Hegel Alman idealizminin en başat düşünürlerinden biridir. Dünya’nın gelişim sürecini, dini olarak Hıristiyanlık, milli olarak da Almanlık üzerinden inşa etmeye çalışan birisidir. Bu gelişim sürecinin tıkandığı yerlerde diğer Alman düşünürleri devreye girmiştir. Hegel’in ölümünün ardından Nietzsche’nin gelmesi ve Hegel’in aksine bir tutum sergilemesi hiç de birbirinden ayrı olarak değerlendirilebilecek gibi değildir. Nietzsche’nin yetmemesi ve onunda arkasından Heidegger’in, Hegel ve Kant ile Nietzsche dolayımı üzerinden hesaplaşması yine ayrı olarak değerlendirilemez. Bizim kendimizi kandırarak evrensel olarak yaptığımız okumaların hepsi aslında çeşitli millet olma iddiasında bulunanların kendi emperyal tutkuları ile sıkı sıkıya ilişkilidir. Mustafa Özel Ağabey’ her ne kadar “Solcu Olmanın Vaktidir” Yazısında Hegel’e eleştiriler getiriyor gibi görünse de, aslında sahici olarak hiçbir eleştiride bulunmamaktadır. Bu iddiamı kendisinin diğer yazılarından hareket ile yapıyorum. Zira kendisi İslam üzerinden Türklük meselesini söz konusu eden birisidir. Teklif’te bulunduğu “Medeniyet” ise bundan başka hiçbir şey değildir. Bir düşünürün teklifte bulunması yadırganacak, hatta yanlışlanacak bir durumu vazetmez. Ama bir düşünürün bulunduğu teklif problemli ise, getirdiği teklife muhalefet edilir. Ötesinde, muhalefet ettiğiniz teklife karşı, karşı teklifte bulunmak evladır.
Türklüğün gelişim süreci belki bitmiş değildir. Ama aynı zamanda, belli bir açıdan, rahatsız edici hale getirilmiş bir şeydir. Mahremiyetini kaybetmiş ve sıradanlaştırılmıştır. Milletin mahremiyetinin kaybolması ve sıradanlaştırılması onun varlığının sona ermesi demektir. Nietzsche’nin Anti-Hıristiyan ve yine aynı zamanda doğuya dönük yüzünün, mahremiyetini kaybetmiş ve sıradanlaştırılmış tanrılara ve mahremiyetini kaybetmiş ve sıradanlaşmış insanlara bir reddiye olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu minvalde benim şahsi kanaatim, Kürtlerin milletleşme sürecinin önünün tıkanmaması gerektiğidir; ve Kürtlerin de, evvela, milletleşmenin ne olduğunu idrak etmeleri gerekiyor. Kendi milletleşmelerinin hakikati itibari ile nasıl olması gerektiğini kavramaları lazımdır. Kürtlerin hakikatince millet olmaları Türkün aleyhine değildir. Aksine Türkün biricik imkânı Kürdün milletleşmesidir. Her ne kadar bu süreç tıkanmaya çalışılsa da, Mustafa Özel Ağabey’in başka bir sözüne binaen, bu sürecin önüne geçilemeyeceğini düşünüyorum: "Tarihe Tanrı Müdahale Eder". Ne kadar mükemmel bir sözdür.
Allah’ın Kürtleri çok hem de çok çok sevdiğini düşünüyorum ben. Bu sevgiye Kürtlerin büyük bir aşkla karşılık vermelerinin vaktidir.
|