Rüzgârlar Soldan Esiyor [Erol Katırcıoğlu]
Çok belirgin olmasa da önümüzdeki dönemde sol bir siyasetin yelkenlerinin şişmekte olduğunu söylemek mümkün. Siyaseten “sağda” yer alan DYP ve ANAP’tan yeni bir DP çıkarma girişiminin bile bir zamanlar adları “sol”da kayıtlı siyasetçilerin peşine düşmesi bunun bir işareti. Ya da AKP’den ayrılıp parti kuran Abdüllatif Şener’in Nâzım Hikmet sevgisi aynı zamanda sola selam değilse, ne ki? Ya da Numan Kurtulmuş’un kapitalizm eleştirisiyle AKP’yle yarışması...
Solun yelkenlerini şişiren rüzgârların farklı kaynakları var bu ülkede. En önemlisi de topluma yukarıdan bir kimlik giydirmeye çalışan ceberut bir devlet anlayışı ve yapılanmasının giderek görünür olması. Kimileri gülse de, dalga da geçse Ergenekon davası aslında sonuçlanmadan sonuçlandı ve daha şimdiden devletin bu yüzünü ve bu anlayışını toplumun nezdinde mahkûm etti.
Ergenekon davası, başka nedenleri olsa da toplumun en mağdur ve en geniş kesimleri olan Müslümanların, Kürtlerin ve Alevilerin tarihsel haklılıklarını ortaya çıkaran ve aynı zamanda onların yeniden siyasallaşmalarına neden olan çok önemli bir gelişme bence.
Yani kendi yaşadıklarının yaşamaları gereken olmadığının herkesçe de kabul edilmesi bir yandan kimlik içi bir özgüven yaratırken bir yandan da onları sol ve özgürlükçü bir siyaset arayışına yöneltiyor.
Bu gelişmelerin de işaretlerini okumak mümkün. Örneğin Alevi ve Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız’ın bir süre önce Milliyet’te yayımlanan söyleşisi bunlardan biri. Bu söyleşide Ali Balkız, Alevilerin geleneksel Alevi siyasetinden kopmakta olduğunun işaretlerini vererek bu kopuşun yönünü şöyle belirtiyor: “(...) biz düzene alternatif olacağız. Bunun için yeni bir sol söylem, sosyal demokrat yeni bir heyecan, yeni bir dil, yeni bir kadro” yaratacağız.
Kürtlere gelince Kürtler de Aleviler gibi sol bir siyaset arayışındalar. Üstelik onlar da geleneksel Kürt siyasetinden kopmak üzere, partilerini “kimlik siyaseti” yapan bir partiden bir “Türkiye partisi”ne dönüştürmek istiyorlar. Nitekim partinin başkanı Demir Çelik, “Bizim çabamız bir yanı ile sol ve sosyalist hareket ile demokrasi ve insan hakları mücadelesini yürütmektir” diyor.
Ya Müslümanlar? Doğrusu orada da geleneksel siyasetlerden kopup yeni ve özgürlükçü ve hatta kendilerine “sol” demekten çekinmeyenler artıyor. Alın adını “Müslüman Sol” olarak yazdırmış internet sitesini! Çıkış yazılarında şöyle diyorlar: “Sermayeden değil emekçilerden ve ezilenlerden yana; otoriter militarist anlayışlara muhalif; özgürlükçü, sivil ve insan-merkezli bir dünya görüşünün yeniden inşası için...”*
Ya da alın Numan Kurtulmuş’un bir söyleşide söylediği “Papazlarıyla yürüyen topraksız Meksika köylülerinin arasında keşke ben de olsaydım” sözlerini...
Ya da İhsan Eliaçık’ın yazılarını...
Ya da bizim gazetedeki Hilâl Kaplan’ınkileri...
Bütün bunlar önümüzdeki siyasetin sol kulvarında yelkenlerin şişecek olduğunun işaretleri bence.
Bu yazıyı iki noktanın altını çizerek bitirelim. Birincisi, yukarıda da alıntıladığım bu üç kimliğin içinden çıkmış sözcülerinin sözlerinde “sol”, “demokrasi” ve “özgürlük” kavramlarının çokça geçmesi önümüzdeki solun da genel çizgilerini belirtiyor.
İkincisi ise bu değişim Obama ile birlikte gelişen dünya konjonktürünün etkisinde olsa da AKP iktidarının yol açtığı bir değişimdir ve AKP, Müslüman kimliğin bir temsilcisi olarak kendi önünü açarken aslında diğer mağdurların da önünü açmıştır.
Açılan bu yoldan ise sol bir siyasetin girmekte olduğu görülüyor.
Yanılıyorum mu dersiniz?
[16.01.2010'da Taraf Gazetesi'nde yayınlanmıştır ]
* Yazarın gönderme yaptığı "çıkış metni" için tıklayınız |