Anadolu'da Müslüman Olmak [Lütfi Bergen]
Sahabeler sûikasta uğramış üç halifenin ardından politik alanın dışına çıktılar. Politik durumun saltanata dönüşmesini eleştirdilerse de değiştiremediler. İktidar olmadıkları için hesap vermeyeceklerdi. Lakin emr-i bil maruf yapmamaları ilahi planda mesûl tutulacaktı. Bu çerçevede Sahabe ve Tabiun’un ilme sarıldığı, halk içinde gönüllü bir hisbe hareketi ve zihnî geliştirdiği, yöneticileri murakabe ederek halkların haklarını müdafayı mümkün kıldıkları; bu minvalde Müslüman coğrafyadaki sultanlığın-iktidar organizasyonunun iktidar vaziyetini bozduğu söylenebilir. Nitekim ilm ve zühd yönelişi zaman içinde Sünnî ve fıkhî bir kad’a/adl sistemini İslam toplumlarında tahkim etmiştir.
İslam toplumları “sultan”a karşı mahalleyi, rızkı ve maişeti, ticareti, dirlik arazilerini, vakıfları, beledi işleri, cemaati, dini hayatı, vs. muhafaza eden ve sultanın iktidar alanını halk/Hakk adına sınırlayan “kad’a/kaza”ya sahip oldular. İslami kad’a, Müslüman halkın devlet erkini belirlemesinin yani iktidarı seçmenin, yönetime iştirakın önünü tıkarken; bürokratik sistemin de halkın/cemaatlerin gündelik hayatlarına müdahalesine ve âdem-i merkezî yaşantıların tektipleştirilmesine engel olan bir tekeffül mekanizması gibi çalışmıştır. Bir mânâda Batı’nın “social act/sosyal sözleşme-anayasa” arayışından çok daha dinamik ve yine Batı’ya nazaran çok daha kolektivist/cemaatci/üleşimci sosyal iktisadî adalet yapısı inşa etmiştir. Bunun nedeni kad’a sisteminin toplumsal yapıyı laisize etmesi ve çift dünya kurmasında aranmalıdır. Yani 24 saatini inancına göre yaşayanlar topluluğu ile (yönetilenler-tebaa), yine 24 saatini iktidar olmanın gereği ile geçirenler arasında bir ayrışmaya gidilmesi Anadolu’daki sosyal laisizmin temel karakteri kılınmıştı. Bu modelde hiçbir dindarlık iktidarı belirlemek gibi bir siyasetin tavassutu kılınmamış; dindarlıklar arası rekabete de mahal kalmamıştı. Kurucu ideoloji Müslümanlığın mehazlarına (Kur’an ve fıkh) ittiba etmektedir.
Bunun laik ideoloji açısından/iktidar ideolojisi açısından çift yönlü temelleri vardı:
a) Müslüman toplumun yönetilmek istediği fıkh, yönetilen toplumu yönetmek için aygıta dönüşmektedir. Batı’da sosyal mücadelelerin tersine Anadolu’da değişik mezhep ve meşrepte topluluklar tarihsel manada sistemleşmiş bir “kanun fikri” ile yönetilmeye razı gelmişlerdir. Bu tasavvur ile Sünni ve Alevî topluluklar yönetilmek ve aralarındaki ihtilafları çözümlemek bakımından bir çelişki ve çatışma yaşamadıkları asgari müştereke kavuşmuş oldular. Tabii ki mezkur adalet tasavvurunun arka planında halkların geçimlerini tekeffül eden bir toprak ve ticaret modeli vardı,
b) İkinci mesele hangi mezhep ve meşrepte olursa olsun Müslüman tebâyı gayr-ı Müslim topluluğa nazaran üstün kılan bir hukuk zihniyeti ile ilgilidir. Müslüman tebâ kapitalizm dışı bir ekonomik model içinde iktidara üreticilik yaparken, iktidarın “mülk”ünü genişletmek yolunda da savaşan “nefer”dir. Savaşın Müslim tebaa nezdinde “fetih” ve artan nüfus yönünden de ”dirlik” olması, iktidarın mülkü genişletme fikri ile uzlaşmıştır. Yenilen, adaletten de bigane kalan toplulukların (gayr-ı Müslim), fethin muzafferi konumunda bulunan Müslim tebaa karşısında ikinci derece vatandaş kılınışının sebebi buydu. Savaş Müslim tebâ için toplumsal görev ve hak kılınmıştır. Birbirlerine kapitalizm üzerinden değil de dirlik-tımar kolektivizmi üzerinden bağlanan ve cemaat kılınan Anadolu toplumu; kendi modelini Batı’lı burjuva ideolojisine ve Doğu’lu Safevî köleciliğine karşı koruyarak tarihsel mânâda farklı bir Müslüman algısı getirmiş görünüyor.
Anadolu’da Müslüman olmak tarihe çıkmış bir sentez olmaktır. Anadolu’da Müslüman olmak tarihi yapan bir ümmet olmaktır ki baskın karakteri Arabî, Farsî, Kürdî değildir. Hepsini içerir lakin hepsinden azadedir: Apolitik, ehl-i sa’y, ehl-i dirlik, feta, kozmopolit, fakir. Bu nedenle Şia değildir de Horasanî’dir. Pazarda ve makamda Türkçe konuşur. Geçim ehlidir elinin emeğini yer. Arılar gibidir; soylanmaz boylanır. Toprakta kaim değildir dirlikte kaimdir. Mevâlidir, mevâlisi yoktur. İslam olana menşe aramaz, kız alır ve kız verir. Kurbiyeti kavîdir. Halklarla harman olur, aşiret tutmaz ve alt kimlik olmaz. Müslüman olduğu için millet olur. Milleti, İslam’ın milletidir; ama dini, milletin İslam’ı değildir.
lütfi bergen-28.12.2009 |