‘Meşveret’in ve ‘Demokrasi’nin İzinden Gitmek [Erol Katırcıoğlu]
Geçenlerde bir televizyon programında adını sonradan öğrendiğim İhsan Eliaçık ile MÜSİAD Kurucu Başkanı Erol Yarar’ın tartışmalarıyla karşılaştım. Bir yandan programı yöneten Balçiçek Pamir’in sorularına cevap veriyorlar bir yandan da birbirleriyle tartışıyorlardı. Her ikisi de “İslâm”ın içinden konuşuyor ve fakat anlaşmakta zorlanıyorlardı.
Programın izleyebildiğim kısmındaki tartışma, girişimci ve sermayedar olmakla İslâm’ın değerleriyle yaşamak arasındaki zıtlıkla ilgiliydi. Erol Yarar, gelişmenin sermaye birikimi ve yatırımla ilgili olduğunu bir ülkenin gelişmesinin bunlara bağlı olduğunu söylerken, İhsan Eliaçık da “Ben size yatırım yapmayın, ticaret yapmayın demiyorum ki (Tövbe Suresi 34. Ayet’e referans vererek) “Kendine aldığın şey ihtiyaçtan fazla olmayacak” diyorum diyerek cevap verdi.
Doğrusu anladığım kadarıyla bu tartışma günümüz Türkiye’sinde İslâmi bir çevrenin nasıl farklılaşmakta olduğunu açıkça sergileyen bir tartışmaydı. Bu aynı zamanda bu farklılaşmanın nasıl bir demokratik açılıma doğru evrildiğini de bence göstermekteydi.
Nitekim İhsan Eliaçık, “Kur’an’ın içinden kapitalizm mi çıkar yoksa sosyalizm mi” sorusuna ise çok net bir biçimde; “Asla kapitalizm çıkmaz. Abdestli kapitalizm ise hiç çıkmaz”, “Ekonomi politik olarak Kur’an sosyalizme eğilimlidir” diyerek tartışmaya daha bir derinlik kazandırdı. Ve günümüzde bazı Müslüman iş çevrelerinin zenginleşme sürecine oldukça radikal bir eleştiri olarak “Abdestli kapitalizm” nitelemesini yaptı.
Yazının başında da dediğim gibi İhsan Eliaçık’ı tanımıyorum. Ama internette dolaşınca İslâm’ın içinden konuşan bu aydının tartıştığı konuları görünce doğrusu bu ülkeye güvenim bir kez daha arttı. Tabii ki bütün görüşlerini öğrenebilmiş değilim ve öğrendiğimde bazılarıyla aykırılıklarım da olabilir ama İhsan Eliaçık’ın duruşunun bu ülkede farklı birçok siyasi kökenden gelen insanın da katılabileceği genişlikte ve derinlikte olduğu açık.
“İslâm Dünyası’nın Rönesansını Batılılar mı Yapacak?” adlı yine internette karşılaştığım bir yazısında İslâm’ın “Meşveret” kavramıyla Batı’nın demokrasi kavramının benzer kavramlar olduklarını, “Meşveretten maksat danışma, danışmadan maksat katılımı arttırmak, ortak (kollektif) aklı bulabilmektir” diyen Eliaçık meşveretin değer ilkelerinin ise açıklık, şeffaflık ve katılım gibi ilkeler olduğunu söylüyor. Ve ekliyor: “Bugün de Müslümanlar meşveretin değer ilkeleri açıklık, şeffaflık ve katılımcılığı, şu an dünyanın geldiği en son ve ileri biçimiyle demokrasi modeli ile doldurabilirler.”
Temel düşüncesinde “meşveret” yani demokrasi olduğu halde bu konuda bir zaaf içinde olan Müslüman âleme Eliaçık’ın önerdiği ise “katılımcı demokrasi”den başka bir şey değil. Sözünü ettiğim yazısından son alıntı olarak şunu da yapalım: “Kitlesel meşveret bizi halkın içindeki saklı potansiyellerle tanıştıracaktı. Kim bilir aradığımız bir görüş veya yetenek halkın içinde saklı duruyordur.”
Doğrusu bu görüşler çok önemli, etkili ve düşündürücü görüşler. Bu nedenle de ciddiye alınmaları ve tartışılmaları gerekli diye düşünüyorum.
Demokrasi geliştikçe verili bir kimlik içinde farklılaşma da başlıyor. Kimlik üstündeki baskı azaldıkça, daha önce baskı altında biraraya gelişlerin biraraya geliş nedenleri azalıyor. Daha doğrusu başka alanlara yöneliyor, zengin-fakir gibi ekonomik, ya da milliyetçi-demokrat gibi ideolojik başka alanlara...
Uzun yıllar devlet katında ancak “Diyanet İşleri” çerçevesinde görülmek istenmiş ve bu nedenle de kamu alanı dışına itilmiş Müslüman kesimler, diğer bütün mağdurların yaptıkları gibi “sandığı” ciddiye alarak siyasete girmişler ve önemli ilerlemeler elde etmişlerdir. Bu çerçevede AKP demokrasiye sahip çıktıkça, Müslüman kimliği üzerinde de baskılar kalkıyor ve bu da Müslümanların kendi içinde farklılaşmalarına neden oluyor. Sanırım şahit olduğumuz tartışma da böyle bir tartışma.
Doğrusu bu farklılaşmaya “normalleşme” dersek, toplumumuzun giderek “normalleşmekte” olduğu açık. Tabii bu normalleşmeyi “kafes” için almaya çalışanların varlığı da...
[kuyerel.com'da yayınlanmıştır ] |