21 Kasım Tarihli Tanışma ve Tartışma Toplantısının Notları [muslumansol.net]
muslumansol.net olarak düzenlediğimiz tanışma ve tartışma toplantılarının ilk ayağı 21 Kasım 2009'da Ankara'da yapılmıştır. Toplantının özetini aşağıda bulabilirsiniz...
Toplantı, site editörü Ertuğrul Cenk GÜRCAN'ın açılış konuşmasıyla başladı.
Ertuğrul Cenk GÜRCAN (özetle): Önce siteyi ve kendimizi biraz tanıtmamız gerekiyor... Site, 1 Mayıs'ta ziyarete açıldı. Siteyi kurmaktaki amacımız, esasen, "Müslüman ve sol" düşüncenin ortak bir eksende tartışılmasını sağlamaktı; bu ikisini tamamen birleştirerek ortaya "Müslüman sol" ya da "sol Müslüman" gibi bir kavram çıkarmak değildi. Şimdiye kadar daha çok kapitalizm ile ortaklaştırılan ve uzlaştırılan Müslümanlığın, sol ile, eşitlikçi ve özgürlükçü düşünceyle haydi haydi ortaklaştırılabileceğini ve aynı platformda yer alabileceğini düşündük, düşünüyoruz. Bu nedenle, siteyi, başlangıçta bir düşünce ve tartışma platformu olarak kurguladık. Sitede şu an itibariyle, daha çok, konuyla ilgili duyuruları, haberleri, metinleri derlemeye-toplamaya çalışıyoruz... Elbette, orta ve uzun vadede başka perspektiflerimiz de olabilir (bir dergi, gazete, radyo-televizyon kanalı...gibi). Hatta, bazı arkadaşlarımız "Müslüman sol" bir parti kurulmasını diliyor, bekliyor... Bu beklentiyi de anlıyoruz. Ancak şu anda, imkanlarımız çerçevesinde, sadece bir tartışma platformu olduğumuzu söylebilirim. Belli bir zemin yoklaması yapıyor; kamuoyunun, kendini sol ve Müslümanlıkla tanımlayan kişilerin, ezberlerini bozmaya çalışıyoruz. Bu bağlamda, bu gibi toplantıları önümüzdeki dönemde İstanbul başta olmak üzere çeşitli illere de yaygınlaştırmayı düşünüyoruz. Nihayet, bugünkü toplantıdan da biraz bahsetmek istiyorum. İki ana oturumumuz olacak. Bu oturumlar bağlamında, özellikle Müslümanların AKP'nin 2002'de iktidara gelişinden sonra, hatta 28 Şubat sürecinden sonra, muhalif anlayıştan neden uzaklaştıklarını ve bu muhalif anlayışın nasıl yeniden inşa edilebileceğini konuşmaya, tartışmaya çalışacağız. Burada konuşacak arkadaşlar hiçbir kurumu temsil etmeyecekler. Sadece kendi ad ve namlarına konuşacaklar. Bu bağlamda, tekrar hepinize 'hoşgeldiniz' diyor, sözü ilk oturumu yönetmek üzere Ahmet Bey'e bırakıyorum.
Ahmet Dursun ÖZDEMİR (özetle): Ben tabii buraya gelirken aslında başka bir şey düşünmüştüm. İslam'ın iktidara, devlete, hükümetlere, vs.'ye bakışının yani bu anlamdaki muhalefet anlayışının nasıl olduğunu değil de, İslam'da "toplumsal muhalefet" dediğimiz şeyin nasıl bir yere sahip olduğunun tartışılacağını zannetmiştim. Biraz bunu düşünmek lazım. Bence, İslam'da toplumsal muhalefete bakış olumlanmıştır; yani İslam'daki anlayışa göre muhalefet iyi bir şeydir. Çok kısaca bunu belirtmek istedim. Bunun altını çizdikten sonra, sözü asıl konuşmacı arkadaşlara bırakıyorum. Önce Emrullah Bey'den başlayalım. Buyrun Emrullah Bey.
Emrullah BEYTAR (özetle): Benim konum, Said Nursi'nin düşünce ve yaklaşımına göre Alevi-Kürt-Ermeni açılımları olacak. Said Nursi'ye göre, Kur'an'da dört temel mesele vardır. 1. Tevhid, 2. Nübüvvet, 3. Haşir, 4. Adalet ve İbadet. Said Nursi siyasal, sosyal ve ekonomik meselelere "adalet ve ibadet" eksenli bakar. Ve o zamanın siyasal ve sosyal hareketlerini de bu sabiteye göre, yani aslında adalete göre değerlendirir ve destekler ya da desteklemez. Abdülhamit'le, İttihatçılıkla, Türkiye Cumhuriyeti'yle kurduğu olumlu/olumsuz ilişki de buna göredir. Yani, adalet gözetildiği müddetçe bunlara destek olmuş, adaletten uzaklaşıldığı müddetçe de bunları eleştirmiştir. Bir diğer mesele, dinin hakikati namına bireyi ve adaleti eksene almak gerektiğini belirtmesidir. Ayrıca, "müsavatsız (eşitliğe dayanmayan) bir adalet adalet değildir" demiştir. Yine, üniversiter bir yapılanma da hayal etmiştir. Bu yapılanma, ona göre, "çok dilli" olacaktır; yani, Türkler'in de Kürtler'in de anadilde eğitim hakkını savunmuştur bir anlamda. Alevilik meselesine gelince; 4. Lem'a'da, ehl-i sünnet ile Aleviliğin ehl-i tevhid olduğunu; aksi taktirde, birinin diğeri aleyhine kullanılacağını ve birinin diğerini ezeceğini söylemiştir. Maalesef, Sivas, Maraş gibi olaylar bunun ne kadar doğru bir tespit olduğunu göstermiştir. Ermeni meselesinde ise, "Ermenilerin dünyevi cihetle Müslümanlarla kardeş olduğunu; Müslümaların camide, Ermenilerin kilisede ibadetlerini yerine getirdiğini" açıkça söylüyor. Dünyevi kardeşliğin devam ettirilmesinin iki topluluğun mutluluğunu sağlayacağını belirtiyor. Kürt meselesine gelince; ona da adalet ekseninde bakıyor. Sulh-u umumi (genel barış), ref-i imtiyaz (imtiyazların reddi), ve aff-ı umumi'den (genel af) bahsediyor. Görüldüğü gibi, bunlar, bugünkü sorunlarımıza da uyarlanabilecek şeylerdir. Said Nursi bunları yüzyıl öncesinde söylemiş. Özetle, maslahat yerine ilkelerin (sabitelerin) öne çıkarılması gerekmektedir. Said Nursi'deki en önemli sabite ise, belki de, adalettir. Özetle bunları söyleyebilirim.
Ahmet Duran ÖZDEMİR: Teşekkür ediyoruz. Şimdi, sözü Kaan Bey'e veriyorum.
Kaan DİLEK (özetle): Benim sunuşumun başlığı "İslam ve Milliyetçilik". Hemen şunu şöyleyeyim: Esasen, milliyetçilik de bir din olarak görülebilir. Ve maalesef Peygamber'den sonra İslam'a milliyetçilik, kavmiyetçilik egemen olmuştur. İslami idarenin şekli "asabiyyet"e oturtulmuştur. 3. Halife döneminde, iktidar Ümeyyeoğulları'na geçmiştir. Asabiyyetin İslam'a mührünün vurulduğu dönem ise Emeviler Dönemidir. Bugüne kadarki İslami düşüncenin şimdiye kadarki sorunları çözemediğini görüyoruz. Belki İran örneği bu konuda bir istisna teşkil edebilir. Maalesef, İslamiyet'in medeniyet tasavvuru yoktur; günah ve kafirlik korkusu, eleştiriyi ve sorgulamayı çoğu kez engellemektedir. Örneğin bir Sünni araştırmacı, İslam düşüncesini araştırdığında ya da yeni bir şeyler ortaya koymak için geçmişe gittiğinde, Emeviler dönemindeki metinlerle karşılaşacaktır; sansürle ve kavmiyetçi anlayışla yazılan kitaplarla karşılaşacaktır; Peygamber'e ve ilahi kaynağa doğrudan ulaşmakta güçlük çekecektir. Oysa, toplumun ayakta kalması ve gelişmesi için asabiyyet değil; kültür ve ahlak gerekir. Büyük hikmetler, büyük günahlarla yan yana olabilir ancak; yani yanlış bir adım atarsanız günaha düşebilirsiniz belki, ama çok büyük bir hikmete de ulaşabilirsiniz. O nedenle, adım atmaktan korkmamak gerekiyor. Teşekkür ediyorum.
Ahmet Duran ÖZDEMİR: Teşekkür ediyoruz. Evet, şimdi de sözü Ertuğrul Bey'e veriyorum.
Ertuğrul CESUR (özetle): Maalesef, her kavram Batı'dan ithal ediliyor. Hep Batı kavramlarını kullanıyor, öyle düşünüyoruz. Oysa Kur'an'ın üslubu bundan farklı, hatta klasik din kitaplarından da farklıdır. Kur'an'da diyalektik vardır. Nemrut-Hz. İbrahim, Firavun-Hz. Musa, Ebu Cehil-Hz. Muhammed diyalektiği vardır. Hz. Muhammed'in zamanından önce Kabe bir put borsasına dönüşmüştür. Hz. Muhammed de buna karşı çıkmıştır. Peki, buradaki meselenin özü nedir? Mesele, toplumu ve toplumdaki unsurları ahlaki çizgide yeniden yorumlamaktır. Yani, Türk'ü Kürt'ü, vs.'yi inkar etmek anlamsızdır; onlar zaten vardır. Öyleyse, bunları ahlak ve adalet çerçevesinde birlikte yaşatmanın yolunu arayacaksınız. Örneğin, "Müslüman sağcılık"a, "Sünni Müslümanlık"a, "muhafazakar Müslümanlık"a itiraz gelmez; ama "Müslüman Solculuk"a itiraz ediliyor. Burada bir sorun var; yani "Müslüman sağcılık"a itiraz etmeyenlerin "Müslüman solculuk"a da itiraz etmemeleri gerekir, ama ediyorlar. Çünkü meseleyi bir de o perspektiften görmek istemiyorlar. Peki, "solculuk"tan ne anlamak gerekir? "Uyanık akıl"ı anlamak gerekir. Aslında, bu bir Habil-Kabil çatışmasıdır, diyalektiğidir. Ama "Müslüman sol" derken bir kaygımı da dile getirmek istiyorum. Bir zamanlar yeşil kuşak projesi vardı. İslam, soğuk savaşta kullanıldı. Acaba şimdi de yeşil-sol mu üretilmek isteniyor? Buna karşı uyanık olmak gerekir. Yani, "Müslüman sol" olmalıdır, ama bu topraklardan çıkmalıdır bu, onu demeye çalışıyorum. Batıyı okumak, kendimizi, nasıl sömürüldüğümüzü de okumaktır aslında. Maalesef, İslam'ın yeniden okunması engellenmeye çalışılıyor. Oysa, "erdem"in her yerde bir karşılığı vardır. Örn. Luther yerine Münzer derseniz, ben bunu anlayabilirim. Çünkü evrensel erdeme denk düşen şeyler var Münzer'de; ama Luther'de bunlar yok. Özetle, tarihi yeniden yapıbozuma uğratmak gerekiyor. Dolayısıyla, Müslümanların artık bir "iç eleştiri" geliştirmeleri gerekiyor; yerli bir "sosyal adalet" düşünce ve duruşuna ihtiyaç var.
Ahmet Duran ÖZDEMİR: Evet, Ertuğrul Bey'e de teşekkür ediyorum. Böylece birinci oturumumuz sona erdi.
[ARA]
Ayhan BİLGEN: Değerli arkadaşlar, ikinci oturumu açıyorum. Bu oturumda da üç konuşmacımız var. Önce Esat arkadaşımızdan başlayalım. Buyrun.
Esat ARSLAN (özetle): Bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Kur'an Hz. Peygamber'in kalbine inmiştir. Çünkü Hz. Peygamber'in bir ızdırabı vardı. Kur'an nüzul sırasına göre okunduğunda, Hz. Peygamber'in bu ızdıraplar içerisinde yükseltilişi ve bu ızdıraplardan aşama aşama kurtarılışı açıkça görülebilir. Burada üç husus var: 1. "Bütün boyunduruklar çözülmeli" der, İslam. Etnisite, şu bu, her şey buna dahil. Bu önemli bir ilkedir. 2. "Fakire yardım edilmelidir" der. Örneğin bugünkü Afrika'nın durumuna bakıyoruz. Açlık kol geziyor. Peki bunun nedeni ne? Elbette Batı kapitalizmidir. Öyleyse, sorun bellidir. 3. "Kız çocuğunu öldürmeyin" deniyor. Burada, "öldürmeme"nin mecazi bir anlamı da vardır. Yani zulmetmeyeceksin, zayıfı ezmeyeceksin, vs. Ben çok özetle bunları söyleyebilirim...
Ayhan BİLGEN: Bu çok kısa sunuş için teşekkür ediyoruz. Şimdi sözü Abdülbaki Bey'e veriyorum.
Abdülbaki ERDOĞMUŞ (özetle): Sunuşumun başlığı "Din ve Siyaset". Maalesef, din-siyaset ilişkisi mayınlı bir alandır. İslam'da ruhban sınıfı yoktur. Böyle bir sınıf olmadığı için, egemenlik hakkı belli bir sınıfa ait değildir (egemenliğin kurulması ayrı bir şeydir). Yani egemenliği, sadece bir sınıf kullanamaz. Ayrıca, din-devlet ilişkisi İslam'da zorunlu bir bağa dayanmaz; tarihsel bir bağa dayanır. Hilafet, meseleyi, siyasallaştırmıştır. Emeviler'den başlayan ve Osmanlı'yla biten bir süreç var. Burada, saltanat karşımıza çıkıyor. Aslında "site devleti", belli bir model olabilir; site devletinde bir arada yaşama pratiği vardır (toplumsal sözleşme). Ancak, Kaan Bey'e birkaç noktada katılmıyorum; İslam tarihinde kavgaların milliyetçi olduğunu düşünmüyorum, bunların aslında iktidar kavgalarından ibaret olduğunu düşünüyorum. Müslümanların tarihi tecrübesinde, saltanat ve imparatorluk vardır. Ayrıca, yine Kaan Bey'in değindiği bir noktaya daha katılmıyorum. İran'daki devlet de tartışmaya açıktır; İran'daki devletin de adalet anlayışı, hukuk anlayışında sorunlar vardır. Bir diğer mesele, Batı enstrümanlarını kullanmaktır. Bu da temel yanlışlardan biridir. İslamcı siyasal proje medeniyet perspektifinden uzak kalmıştır; çünkü medeniyet "değerler sistemi"dir. Aslında, İslam'da şu anlamda bir medeniyet düşüncesi vardır: Diğer medeniyetlerin (Hindistan, vs.) kökünü inkar etmeden, onları koruyarak bir "sentez" yapabilmek. İslam'daki devlet din devleti ya da din adamlarının devleti değildir; ama dini de dışlamayan bir devlettir. Oysa İran'da devlet belli din adamlarının kontrolündedir. İnsanın evrenle ilişkisini evet "halifelik" belirler (insan bu anlamda halifedir); ama biyolojik konumunu "beşeriyet", sosyal konumunu ise "insanlık" belirler. Yani sosyal sorumluluğu "insanlık"tır. Bir noktayı daha belirtmek istiyorum; maalesef tarih boyunca, özellikle de Türkiye'deki siyasal partilerin durumuna baktığımızda, her partinin dini kullandığını görüyoruz. Yani dini sadece Refah Partisi ya da AKP kullanmamıştır; CHP de kullanmıştır (işine geldiği zaman). Dolayısıyla, din-iktidar ya da din-muhalefet ilişkisi, her parti bakımından sorunlu olmuştur. Son olarak, "Müslüman sol"la ilgili de bir şey söyleyeyim: Bence Müslümanlar, sadece Müslüman oldukları için bir proje ortaya koymalı, koyabilmelidir.
Ayhan BİLGEN: Teşekkür ediyoruz. Şimdi sıra Fahrettin Bey'de. Buyrunuz.
Fahrettin DAĞLI (özetle): Değerli dinleyiciler, önemli bir noktayı hatırlatarak başlamak istiyorum: İnsan büyük bir sorumluluk yüklenmiştir. İslam'da da buna dikkat çekiliyor. Dağların yüklenmediği yükü insan yüklenmiştir. İnsan, bu sorumluluğun gereğini yerine getirmelidir. Bu anlamda, iktidar aslında bir nimettir. Ama Müslümanlar, genel olarak, iktidarı olumsuz şekilde kullanmışlardır. İktidara maalesef sadece güç odaklı bakılmıştır. Bu bağlamda, yani yüklenilen yük ve sorumluluk bağlamında, insanın, yüklendiği bu "emanet"i koruması çok önemlidir. Örneğin, Hz. Peygamber'in hicret ederken Hz. Ali'ye yaptığı vasiyet çok önemlidir. Düşmanlarının bile emanetini gözetmiş ve herkese emanetinin geri verilmesini istemiştir. Bu genel girişten sonra, başka bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Türkiye'de siyaset üç şey için yapılır: 1) Komisyon için (yani ekonomik çıkar için), 2) Vizyon için (insanlardan saygı görmek için), 3) Misyon için (olumlu anlamda). İşte, bizi ilgilendiren üçüncüsüdür; ama maalesef pratikte böyle olmamıştır. Örneğin, Erbakan Genelkurmay Başkanı'nı kapıda karşılamıştır. İşte bu, güce teslimiyetin örneğidir. Böyle olunca da iktidarı kaybetmiştir. Örneğin, eskiden, Meclis'e savunma bütçesi geldiğinde bu hiç konuşulmazdı. Hemen onaylanırdı. Kimse bunu tartışmak istemezdi. Bu da aynı soruna işaret eder. Özellikle, 80 sonrasında "güce tapınma" fevkalade artmıştır. Özetle, Müslümanların "iyiliğe çağrı, kötülükten men etme" mekanizmalarını oluşturmaları gerekiyor; maalesef şimdiye kadar, bunlar ciddi bir şekilde oluşturulamamıştır (genel itibariyle söylüyorum). Sol bu konuda daha ilkeli ve düzgün bir duruş sergilemeye çalıştı. Bunu teslim etmek gerekiyor. Son olarak, Türkiye'de ciddi anlamda bir yolsuzluk ekonomisinin var olduğunu söyleyebilirim. Bu da utanılacak bir şeydir. Müslümanların bu konuyu mutlaka sorgulamaları gerekir. Teşekkür ediyorum.
Ayhan BİLGEN: Teşekkür ediyoruz. Böylece, bu oturumu da bitirmiş olduk. Şimdi, karşılıklı tartışma ve soru cevap aşamasına geçmeden önce son bir değerlendirme yapması için sözü Ramazan Bey'e veriyorum.
Ramazan YELKEN (özetle): Maalesef, sorun odaklı tartışmıyoruz... Artık günümüzde, toplumsal meseleler çoğullaşmış; kavramlar çatallaşmıştır. Örneğin, kredi kartı diye bir şey çıktı. Buna ilişkin pek çok kavram var. Ama birçoğunu bilmiyoruz bile. Küreselleşme, post-modernizm pek çok şeyi dönüştürdü. Tam da bu nedenle, melez düşüncelere ihtiyacımız var; geleneksel düşünceleri melezleştirmek gerekiyor. "Müslüman sol", bu bakımdan anlamlıdır. Ayrıca, Doğu-Batı yarılmasına son vermek gerekiyor. Oysa biz onu yeniden üretiyoruz. Bu bağlamda, kavramlara ya da düşüncelere "Batılı" diyerek korkmayı, çekinmeyi bir kenara bırakmamız gerekiyor. Kaldı ki, "Müslümanların yurdu Doğudur" da diyemeyiz. Yani böyle bir yurt da yok. Yani "Doğu" diye bir yer yok aslında. Dolayısıyla, ortodoksiye dönüşmeyen yorumlara, heterodoks yorumlara, melez yorumlara çok ihtiyacımız var. Evrensel, her yerde genel-geçer olduğunu iddia ettiğimiz bir düşünce üretmeye çalışmak doğru değil; her yerde, o kültüre uygun okumalar yapmak gerekiyor. Dolayısıyla, her yerde farklı bir İslam okuması elbette olacaktır (genel ilkeleri unutmadan). Toplum, çoğul bir yapıdadır. Dünya da öyle. Örneğin, bir İngiliz Müslüman ile, Türkiyeli bir Müslüman pek çok konuda farklı düşünür, öncelikleri farklıdır; hatta, Amerika'da farklı eyaletlerdeki Müslümanlar bile kendi aralarında farklılaşıyorlar. Eleştirel düşünce, bir anlamda "elemek"tir, bu doğru; ama eledikten sonra eleğin üstündekine mi yoksa altındakine mi değer vereceğiz, bakacağız? Farklı perspektiflere göre değişir ve bunların hepsi önemli görülebilir. Bu anlamda, analiz etmenin kendisinin değer taşıdığını düşünüyorum. Özetle, kavramlar, düşünceler, insanlığın ortak malıdır aslında. Bu nedenle de Doğu-Batı yarılması artık aşılmalıdır, diye düşünüyorum. Aksi taktirde, herkes kendi yabancılaştırmasını, yaralı bilincini, merkezini oluşturmaya, bu tür arayışlara girmeye başlar. Ki bu, dünyanın geldiği nokta itibariyle, faydasız olacaktır. Teşekkür ediyorum.
Ayhan BİLGEN: Biz de teşekkür ederiz. Evet arkadaşlar, burada amacımız net, köşeli bazı sonuçlara ulaşmak değildi. Bu bağlamda, bütün konuşmacılara teşekkür ediyorum. Şimdi, salondan soruları alalım.
[Salondan sorular alındı ve konuşmacılar bu sorulara cevap vermeye çalıştılar. Ardından, kapanış konuşmasını yapmak üzere Ertuğrul Cenk Gürcan yine söz aldı].
Ertuğrul Cenk GÜRCAN: Hepinize çok teşekkür ediyoruz. Zor ama güzel bir tartışma oldu. Bu toplantıları diğer illerde de devam ettirmek istiyoruz. Aslında burada bugün daha çok Müslümanlığı konuştuk. Solu da konuşmamız gerekiyor. Onu da belki başka toplantılarda yapabiliriz. İlgili gelişmeleri sitemizden takip edebilirsiniz. Tekrar teşekkürler, hoşçakalınız...
Toplantıdan Bazı Notlar:
- Toplantıya yaklaşık 70-75 kişi katılmıştır. - Katılımcıların en az yarısı (30 yaş altı) gençlerden oluşmuştur. - Toplantıya Ankara dışından (İstanbul, Gaziantep, Kocaeli ve Eskişehir gibi) katılımlar da olmuştur.
muslumansol.net olarak, tüm katılımcılara tekrar teşekkür eder, saygılar sunarız...
|