İlahiyatçıların sorunu sadece dilde mi? [Ayhan Bilgen]
Dil, çok ağır dış zorlamalar yoksa zihnin yansımasıdır. Bir sosyal öznenin dilinde sorun varsa, zihin dünyasını irdelemek gerekir. Elbette zihin dünyası çok daha sağlıklı olduğu halde kendisini ifade etmekte sorun yaşayan sosyal hareketler olduğu da bir gerçektir.
Başbakan Erdoğan'ın Diyanet İşleri Başkanlığı'nın düzenlediği Şura'nın açılışında dikkat çektiği 'ilahiyatçıların dili' sorunu göz ardı edilmemesi gereken bir öneme sahiptir. Ama bunun üzerine gitmek için nereden başlamak gerektiği konusunda dikkatli olunmalıdır.
Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden İlhami Güler yıllar önce kaleme aldığı 'Allah'ın Ahlakiliği' isimli cesur çalışmasında zihinlerdeki yaratıcı algısını masaya yatırıyordu. Kitap çıktığında içeriğinden çok isminden dolayı tepki gördü. Oysa adil olmayan bir yaratıcı algısının, din anlayışını da o yönde şekillendirdiği gerçeği hafife alınamayacak bir durumdur.
Tarihi yüzleşmeleri yapmaktan kaçınan yorumlar, beraberinde geniş bir kutsal alan oluşturmakta, ancak bu algının hayata yansıması ise hiç de dinin amacına paralel bir tablo ortaya koymamaktadır. Ötekine karşı son derece radikal gibi gözüken ama güç karşısında gayet uzlaşmacı, sosyal sorumluluklar söz konusu olduğunda kaçamak davranan din anlayışı ciddi bir sorun olarak insanlığın önünde durmaktadır.
Sadece Türkiye toplumunda bile muhafazakarlaşma tartışması ile toplumsal yozlaşmanın bu kadar iç içe geçmişliğin, birlikte seyrediyor olması başlı başına bir garabettir.
Reytingi yüksek televizyon programlarında boy gösteren ilahiyatçıların toplumun önüne koyduğu fotoğrafla yüzleşirken, bu arka planı yok saymamalıyız.
Özellikle de devletin dinle girdiği ilişkinin bu çarpık tablodaki payını masaya yatırmadan mesafe almak ise neredeyse imkansız gözüküyor. Kimi gazetelerin konuyu magazinleştirerek, 'bu da ilahiyat açılımı' manşetleri ile sunuşları bu açıdan oldukça anlamlı olsa gerek.
Borsada İslami endeks
Dini hassasiyeti olan insanların ekonomik ve sosyal hayat içerisinde kendileri ile çelişmeden hareket edebilmeleri elbette bir özgürlükçü toplum meselesidir. İSEDAK merkezli bir çalışmanın, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'na yansıması olarak gündeme gelen 'İslami endeks' hazırlıkları ise çok daha derin tartışmaları gerektirmektedir.
Borsa'nın İslam'a uygun olup olmadığı yönündeki fetvalar seksenli yılların ortasındaki ilgiyi görmüyor artık. Bu durum ya mevcudu kabul psikolojisinden kaynaklanıyor olabilir, ya da kâr hırsının iç çelişkileri örtmesi olarak yorumlanabilir.
Müslümanların nasıl bir üretim-tüketim ilişkisini kabul ettikleri, mülkiyet, kâr gibi kavramlara nasıl baktıklarını masaya yatırmadan, sadece şekli düzenlemelere dayalı bir 'İslamilik' tartışmasına dalması kendini kandırmadan öteye geçmeyecektir. Kapitalist tüketim kültürüne su taşıyan ama ona yönelik muhalefetini, sadece görüntüye dayalı itirazlar düzeyinde tutan bir İslam algısı inananların önündeki en büyük handikaptır. |