İslam Tarih Felsefesi [Derviş Keskin]
İslâm Tarihi -Özet- Hz. Muhammed: Hz. Muhammed 571 yılında Mekke'de doğdu. Babası Abdullah, annesi Âmine Hatun’dur. Küçük yaşta anne ve babasını kaybettiğinden önce dedesinin sonra da amcası Abu Talip’in yanında yetişti. Çobanlık ve ticaretle uğraştı. 25 yaşında Hz. Hatice ile evlendi. Bütün kötülüklerden uzak durması, doğruluğu ve zekâsından dolayı “el emin” dendi. Kırk yaşlarına geldiğinde sık sık gittiği Hira dağındaki bir mağarada ilk vahyin gelmesiyle peygamber oldu.(610) Devri Saadet / Hz. Muhammed Dönemi: Muhammet Hak dinini önce gizlice yakınlarına anlattı. Daha sonra açıktan yaydı. Bu durum çıkarlarının elden gitmesinden korkan Mekke ileri gelenlerinin /ekâbirlerinin tepkisine yol açtı. Mekkeliler müminlere baskı yapmaya başladılar. Bunun üzerine müminler Mekke'den Medine'ye hicret (göç) ettiler (622). Böylece orta sınıfsız toplum’un temelleri atıldı. Hz. Muhammed orta sınıfsız toplum’a muhafız-kılavuzluk etti; Mekkeliler inananların peşini bırakmadılar. İnananların Mekke'de kalan mallarını yağmaladılar. Bu durum Bedir Savaşı’na yol açtı. 624'te yapılan Bedir Savaşı’nı İnananlar kazandı. Bu durum İnananların kendilerine güvenini artırırken Hak dinin yayılışını da hızlandırdı. 625'te Mekkeliler Bedir’in intikamını almak istediler. Yapılan Uhud Savaşı’nda inanan Müslümanlar yenildi. İki yıl sonra Mekkeliler Müslümanları kesin olarak yok etmek için Medine’yi kuşattılar. Ancak kazılan hendekleri geçemediler. Mekkelilerin başarısızlığı Arapların Müslümanlara olan ilgisini artırdı. 628'de yapılan Hudeybiye Antlaşması ile Mekkeliler Müslümanların varlığını tanımış oldu. 630'da Hz. Muhammed Mekke'yi ele geçirdi. Mekkelilerin tamamına yakını Müslüman oldu. İslamiyet Arabistan'daki en büyük güç oldu. 632'de Veda Haccı'nı yapan Hz. Muhammed aynı yıl vefat etti. Dört Halife Dönemi
Hz. Muhammed'den sonra yerine Hz. Ebubekir halife seçildi. Onun zamanında yalancı peygamberler ve zekât vermeyen kabileler itaat altına alındı. Kur'an-ı Kerim kitap haline getirildi. Yerine geçen Hz. Ömer zamanında Irak, İran, Suriye ve Mısır fethedildi. Hz Osman zamanında Türklerle savaşlar başladı. İlk İslam donanması kuruldu ve Kıbrıs alındı. Hz. Osman'ın son zamanında başlayan karışıklıklar Hz. Ali zamanında artarak devam etti. Bu durum İslam toplumunun(ümmeti vasata)nın bölünmesine ve halk kurtuluş fetihlerinin durmasına neden oldu.
Saltanat ve Mehcüriyet Dönemi:
Emeviler zamanında (661–750) nifak hareketi hızlandı yeniden saltanata dönüldü. Daha açık bir deyimle İslam tarihi hegemonya peşinde koşan bedevilerin saltanatı ile halk hilafetinden ibaret Medine medeniyetinin, zamana yansımış çelişkisidir. İşte devrisaadet ile saltanat devri arasında bir geçiş süreci olan dört halife dönemi, bu temel çelişkinin su yüzüne çıkması demektir. Doğrusu, inananlarla, inanmayanların saflarının belirgin hale geldiği ve ölüm – kalım savaşına tutuştukları Harra olayının altında yatan gerçek, sınıfsal çelişkidir. Harra olayı orta sınıfsız toplumdaşların toplu kıyımı ve onun yerine ikiyüzlülüğün neslinin ikame edilmesinin ifadesidir. İslam tarihi, birbirine karşıt, Müminler ile Münafıkların ideolojik boyutlu, yerine göre sıcak savaşa dönüşen kapalı sınıfsal mücadele tarzıdır.
Büyük katliam olan Harra vakası hakında tarihi kaynaklar şöyle: (Studies in Jahiliyya and Early Islam kitabının yazarı) Kister, Medinelilerin isyanında dinî veya siyasi sebeplerden ziyade sosyo-ekonomik nedenlerin etkili olduğunu iddia etmekte ve bunu, ilk dönem kaynaklarından olan, ancak İslâm Tarihi araştırmacıları tarafından gözardı edilen kaynaklardan istifade ederek delillendirmektedir.
Olayın sosyo-ekonomik sebepleri: Medine’deki isyanın gerçek sebebiyle ilgili olarak Ya’kubî’nin “Tarih”inde tamamen farklı bir bilgi yer almaktadır. Sorun aslında Muaviye’nin Medine’deki arazilerinin, tarlalarının, hurmalıklarının işlenmesi ve mahsüllerinin toplanması ile ilgilidir. Muaviye, bir çok bölgede bu tür mülkler edinmiş ve buralarda köleleri ya da kölelikten kurtulmuş mevali işçileri sistemli olarak çalıştırmaktaydı. Denildiğine göre Muaviye, zor kullanarak işçi çalıştıran ilk halife olmuştur.
Medine’liler valiye “Biz çok zor durumda kalıp açlıkla karşı karşıya gelince Muaviye bizim bu durumumuzdan istifade etmek istedi ve bizim arazilerimizi gerçek değerinin yüzde biri kıymetinde bir parayla satın aldı.” diyerek şikâyetlerde bulunmuşlardı. Ayrıca da Kerbela katliamının duyulması bardağı taşıran son damla oldu ve Medineliler vali ve Emevi oğullarına karşı isyanı başlattılar; onları Medine’den kovdular. Kovulan Emevi oğullarının geçecekleri yolları kayalarla tıkadılar. Muviyenin getirdiği babadan oğula geçme /tek kişilik yönetim tarzı (hilafet saltanatı) döneminin başı, mel’un Yezit idi.
Yezid’in ordusu Medine’yi kuşattı; teslim olunması için 3 gün mühlet verdi. 3. günün sonunda şehre saldırdı ve kısa sürede şehri teslim aldı. Üç gün boyunca şehir yağmalandı, talan edildi. Kadınlara, kızlara üç gün boyunca tecavüz serbest bırakıldı. Birçoğu ganimet olarak alındı. Mekke ve Medine’de onbine yakın insan katledildi. Bu olaydan sonra aileler kızlarını evlendireceklerinde bekâret konusunda garanti veremiyorlardı.
Medine katliamından sonra Mekke kuşatıldı. Şehir mancınıklarla dövüldü. Bu saldırılar sırasında Kâbe’nin duvarları yıkıldı. Ahşap kısımları ve örtüsü yandı. Yezidilerin baş komandarı Haccac, 2. Mekke kuşatmasını başlattı. Yine mancınıklarla Kâbe saldırıya uğradı ve 2. kez büyük hasar gördü. Evlerde yiyecek bir şey kalmamıştı. Birçok mahallede bulaşıcı hastalıklar ortaya çıkmıştı. Birçok kaynakta, kuşatma altında çok zor günler geçiren Müslümanların binek hayvanlarını; hatta hakaret amacıyla Haccac tarafından kendilerine mancınıkla atılan köpekleri bile yemek zorunda kaldıkları anlatılmaktadır.
Kuşatmanın altıncı ayında yiyecek hiçbir şey kalmamıştı. Yorulan, bıkan, açlıkla baş başa kalan bazı direnişçiler; direnişi yöneten Abdullah b. Zübeyr'in etrafından ayrılmaya başladılar. Bunların arasında, Abdullah'ın oğullarının dahi bulunduğu kaydedilmektedir. Abdullah durumun çok kötüye gittiğini ve başka bir çıkış yolu olmadığını görmüştü. Teslim olmak yerine ölümü tercih etti. Şehirde yaşanan faciaya bir son vermek ve daha fazla insanın ölmesini engellemek amacıyla bir çıkış hareketi yaptı ve vuruşarak öldü.
Adı, zamanla, zulüm ve zorbalıkla özdeşleşecek olan Haccac; büyük bir vahşet ve gururla Abdullah b. Zübeyr'in başını kestirerek Suriye'ye gönderdi. Haccac; haram ayda, haram kılınan bir bölgede kan dökmekten, Allah'ın evini taşa tutmaktan ve Kâbe’nin içine sığınan sivil halkı bile katletmekten çekinmemişti.
Kerbela’dan sonra Mekke ve Medine katliamlarıyla Müslüman sahabenin kökü kazınmış sayılırdı. Geride sesi çıkacak, karşı koyacak, Müslümanlara önderlik yapacak kimse kalmamıştı. İşte böylece karşı devrim tamamlanmış oldu.
Halkın nefsinden olan toplumcu peygamber Hz. Muhammed’in irtihalinden hemen sonra, Ebu-sufyan: “ey ümmiye oğulları, ne cennet var ne de cehennem, Muhammet siyaset yapmıştır, küreğin sapına sarılırcasına riyasete sarılın bırakmayın” şeklinde sarf ettikleri sözlerle nifak (Reyb yapılanma) hareketini başlatmasıyla inşasına girişilmiş Bedevi Müslümanlık öğretisi, kandırdığı cühela çoğunluğuyla Sıffın'da, Kerbela'da, Mekke-Medine'de giriştiği eylemle dünya gözüyle galip olmuş; ve rain siyasetine alet etmek biçiminde Kur'an'ı mızrakların ucuna takmak saygısızlığı ile Onu mahcur etmiştir. (tamamıyla Kur’andan vazgeçip, Onu olduğu gibi terk etmek anlamında.) Bu süreçle, sufyaniliğe dönüşecek bedeviliğin o saltanat devrine ayak basılmıştır. Bu da, mümin Müslümanların, orta toplum düzeyinden adil aydın cemaat düzeyine düşüp muntazır olma durumudur, aynı zamanda Bedevi müslüman çoğunluğa karşı Hanif Müslüman azınlığın, cemaat şartlarında mücadele vermesidir. Cemaat şartlarında mücadelenin bariz örneği muttakilerin imamı Hz. Hüseyin (a.s.) başını çektiği Abuzer’in yolu olan al şia cemaatidir. Ne yazık ki, daha sonra Abbasilerin elinde, ruhban hizmetinde siyah şiaya dönüştürüldü. Elbet bilinmesi gerekli olan şu ki: Tarih felsefesi bakışıyla, Kerbela vakası, asa-yı Musa darbesiyle Nil'de boğulmuş firavunun, bu maskeli bedeviliğin tesisi yoluyla Fırat Nehri'nden yeniden ortaya çıkması anlamına da gelir. Resulü Ekrem'in alu ayalına karşı girişilen soykırım ve tarihte emsaline az rastlanan hınç ve acımasızlık, gizli bir kinin açığa çıkarılması ve münafık bedevilerin müşrik atalarının intikamını almaya çalıştıkları anlamına da gelir. İşte Emevi firavunlarının icad ettikleri bedevilik bidatı, İbrahim (a.s.)'ın baltası altında kırılmış putları tamir etmenin ve Nemrut geleneğini yeniden ihya etmenin çıraklığını yapan Abbasoğulların (750–1258) elinde ince felsefi maharetle tekâmüle erdiyse de, sonuç itibariyle galip görünse bile, hakikatte (9/97.) ayette cevabı verilmiş; ve dolayısıyla gazabı da azabı da hak etmiş yolun mezheb-i batılı olmuştur. İşte böylece, Hakkı Batıl ile (İlahi kelam Kur'an'ı, beşeri kelam edille-i şer’iyeyle / sade İslamı, katışık İslamla) örten sınıftan sayıldılar, o ikiyüzlü, o tevhit maskeli, müslüman isimli, münafık bedeviler. Özet olarak, İslâm Tarihi, devrisaadet ve saltanat devri olmak üzere iki süreçten ibarettir.
Muhammed Suresi:
"1- İnkâr edenler ve Allah yolundan alıkoyanlar var ya; işte, Allah onların bütün amellerini boşa çıkaracaktır.
2- İman edip insanlığın iyiliğine, birlik ve barışına yönelik iş işleyenlerin ve Rableri tarafından bir gerçek olarak Muhammed'e indirilen risaletine inananların kötülüklerini Allah örter ve durumlarını düzeltir.
3- Bu, inkâr edenlerin batıla/sınıflı toplumculuğa, iman edenlerin ise Rablerinden gelen Hakka/sınıfsız toplumculuğa tâbi olduklarındandır. İşte Allah, insanlara böyle örnekler getirmekte ve hallerini böyle anlatmaktadır."
Yine Muhammed Suresi: "8- Gerçek ideoloji olan sınıfsız toplumculuğu/Furkanı red eden münkirlere gelince, kayıp ve yıkım onlara! Allah onların yaptıklarını boşa çıkarmıştır.
9- Bu onların, Allah'ın indirdiklerini beğenmediklerinden dolayıdır. Allah da bunun için onların amellerini boşa çıkarmıştır.
10- Onlar yeryüzünde bir gezmediler mi? Baksalar ya kendilerinden önceki sınıfdaşların sonu nasıl olmuş? Allah onların üzerlerine helak yağdırmıştır. Bu kafirlere de onların başına gelenlerin benzerleri yaraşır.
11- Bu böyledir, çünkü Allah inananların koruyucusudur. Zalimlere gelince koruyucuları yoktur.
12- Şüphesiz ki, Allah iman edip birlik-beraberlik ve de kardeşlik için çalışanları, altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. İnkâr edenler ise zevk-i sefa/debdebe hayatı, burjuvazice yaşam sürüyorlar öyle ki, hayvanların yediği gibi yiyorlar. İşte onların meskeni de ateştir.
13- Seni memleketinden sürüp-çıkaranlardan, kuvvet bakımından daha üstün nice güç sahipleri var idi ki, biz onları yıkıma uğrattık da kendileri için hiçbir yardımcı çıkmadı.
14- Rabbi tarafından Furkan bilinci üzerinde bulunan kimse, kötü işleri kendisine güzel gösterilmiş de heveslerinin peşine düşmüş kimseler gibi olur mu hiç?
15- Kötülükten sakınanlara vaat edilen cennetin durumu şöyledir: Orada bozulmayan temiz sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için cennette her çeşit meyve ve Rablerinden bir bağışlanma vardır. Bunların durumu, ateşte ebedî olarak kalacak olan ve bağırsaklarını parçalayacak kaynar su içirilen kimsenin durumu gibi olur mu hiç?
16- Ey Muhammed! Onlardan seni dinlemeye gelenler de var. Senin yanından çıktıkları zaman kendilerine sınıfsal bilinç verilmiş kimselere alay yoluyla: 'O demin ne söyledi?' diye sorarlar. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği kimselerdir. Onlar sadece kendi heva ve heveslerine uyarlar.
17-Kılavuzlarını bulmuş (hidayet rehberinin aydınlık yoluna kavuşmuş) olanlara gelince, Allah onların hidayetini artırmış ve korunma imkânlarını kendilerine vermiştir.
18- Zalim ekâbirler, kıyamet saatinin kendilerine ansızın gelivermesini mi bekliyorlar? İşte onun alametleri gelmiştir. Artık kıyamet kendilerine gelip çatınca anlamaları neye yarar ki?
19- Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur. Hem kendinin hem de mümin erkeklerin ve mümin kadınların/halk sınıfının günahlarının bağışlanmasını dile! Allah, gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
20- İnananlar: 'Keşke bir sure indirilse de cihada çıksak' derlerdi. Hükmü açık bir sûre indirilip de, içerisinde savaş zikredilince kalplerinde egemen sınıf hastalığı taşıyan münafık bedevilerin, ölüm korkusuyla baygınlık geçiren bir kimsenin bakışı gibi sana baktığını görürsün. Oysa onlar için ölüm yaşamaktan daha uygundur.
21- Onların (Kur'an'ı mahcur eden bedevi Müslümanların) vazifesi itaat ve güzel söz söylemekti. Sonra iş kesinleşince Allah'ın emrine sadakat gösterselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı olurdu.
22-Ey münafıklar demek ki, 'iş başına gelip yönetimi ele alırsanız' hemen yeryüzünde fesat çıkaracak ve halk kardeşliği bağlarınızı koparıp parçalayacaksınız, öyle mi?
23- İşte bunlar, Allah'ın kendilerini lanetlediği, bu yüzden kendilerini sağır ve gözlerini de kör kıldığı kimselerdir.
24- Öyle olmasaydı, Kur’ân’ı düşünüp yalnız ona kuvvetle sarılmaları gerekmez miydi? Yoksa kalplerinin üzerinde üst üste kilitler mi var?
25- Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına (bedeviyete) dönenlere, şeytân hatâlarını süslemiş ve onları uzun emellere, umutlara düşürmüştür.
26- Bu, böyledir; çünkü onlar, Allah'ın indirdiği şeyden hoşlanmayanlara, 'biz yönetimin bazı işlerinde size itaat edeceğiz' demişlerdir ve Allah onların gizlice konuştuklarını bilmektedir.
27- Melekler bu döneklerin yüzlerine ve sırtlarına vurarak canlarını alacakları zaman, bakalım nasıl olacak halları?!
28- İşte olacak olan budur! Çünkü onlar, Allah'ı öfkelendiren düzenlerin peşine düştüler, O'nun hoşnutluğu olan sınıfsız orta toplum / insanlığın huzur-barış düzenini (ümmet-ı vasata’yı/ Mizan düzeni İslâmiyet’i) çirkin karşıladılar; sonunda Allah bütün amellerini(gerek düşünsel-felsefi egoları olsun, gerek yapmış oldukları içtihatlar sonucu ameli tarikat ve mezhep-meşrepler olsun, dolaysıyla kurumsal yapıların tamamını işe yaramaz hala getirip) boşa çıkardı.
29- Yoksa kalplerinde bedeviyet hastalığı bulunan münafıklar Allah’ın, kalplerinde müminlere karşı duydukları kinleri açığa çıkarmayacağını mı zannediyorlar?
30- Eğer biz dileseydik onları sana gösterirdik. Sen de onları yüzlerinden tanırdın. Andolsun ki, sen onları sözlerinin üslubundan da tanırsın. Allah ise bütün yaptıklarınızı bilir.
31-Yemin olsun, içinizden gayretle didinen ve sabreden o aydın topluluğu meydana çıkarıncaya kadar, sizi belalarla imtihan edeceğiz. Haberlerinizi de eleyip tarayacağız/sufyanlığınızı açığa çıkarıp gerçek müminlere bildireceğiz.
32- Nankörlüğe sapıp dönenler, Allah yolundan alıkoyanlar ve hidayet kendilerine tam bir şekilde belli olduktan sonra resule kafa tutanlar (kapitalcilik yapanlar), Allah'a hiçbir şekilde zarar veremezler. O, onların amellerini/sufyani düzenlerini işe yaramaz hale getirecektir.
33- Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve amellerinizi boşa çıkarmayın.
34- Nankörlük edip Allah yoluna engel olan, sonra sufyan olup kâfir olarak ölenleri Allâh affetmeyecektir.
35-Asla gevşemeyin “Huzur- barış /silm’in” davetçileri olduğunuz müddetçe üstün gelecek sizsiniz, çünkü Allah sizinle beraberdir ve de amelleriniz boşa gitmeyecektir.
36- Şu sınıflı ve aşağıların aşağısı dünya hayatı, sadece bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder korunursanız, Allah, ödüllerinizi verecek ve sizden mallarınızı istemeyecektir.
37- Eğer sizden onların tamamını isteyip de sizi zorlasaydı cimrilik ederdiniz. Bu da sizin bütün kinlerinizi ortaya çıkarırdı.
38-İşte sizler Allah yolunda ortakçılığı savunan kimselersiniz,(hal bu iken) içinizden kiminiz cimrilik ediyor/parsa vermiyor. Ama cimrilik eden ancak kendi zararına cimrilik eder. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer siz Hak düzeni gerçekleştirmeyip ondan yüz çevirirseniz Allah yerinize başka bir kavim/aydın toplumu getirir ki onlara örneklik teşkil etmezsiniz. Sonra o üstün insan-aydın toplum sizin gibi olmazlar."
"İşte o günleri biz onları insanlar arasında devrettirip dururuz. Bu Allah'ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahitler (veya şehidler) edinmesi içindir. Allah zulmedenleri sevmez. (Yine bu) Allah’ın iman edenleri arındırması ve inkâr edenleri yok etmesi içindir. Yoksa siz Allah içinizden cihat edenleri belirtip – ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip – ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (3/140–142) |