Doğrudan Ortakçı Demokrasi [Derviş Keskin]
"Hüküm yalnızca Allah’a aittir. O, hakkı anlatır. O, haklıyı haksızdan ayırt edenlerin en hayırlısıdır."(6/57)
"Onların yönetimi, aralarında doğrudan reyle/danışıklıktır (demokrasidir). Ve kendilerine verdiğimiz rızıklarını da yoksullarla ortaklaşa bölüşürler." (42/38)
Tarifi:
Görüldüğü gibi şura, yani danışıklık ve rey sistemi olan demokrasi düzeninin, temsili vekâlet olmayıp doğrudan danışıklık ve rey sistemi olduğunu, dolayısıyla doğrudan ortakçı demokrasi düzeni olduğu, ayetin çağdaş anlamının ifade edilişidir. Ekâbir sınıfın üç katını da hedef almış bulunan doğrudan ortakçı demokrasi düzeni, sahte din adamı olan bal’am katının karşıtı Laiklik aslı, doğrudan ortakçı demokrasi isminde dile getirmeyip ortaklık ve doğrudan demokrasi ile yetinilmesinin sebebi, yukarıdaki ayette mevzu bahis olmadığı içindir. Zaten laiklik kendi başlığında ayetlere isnat ederek ortakçı demokrasinin üç kökeninden biri olduğuna dair kaydı mevcuttur.
"Allah’tan bir rahmet sayesindedir ki, sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, saba, katı yürekli olsaydın senin çevrenden dağılır giderlerdi. O halde bağışla onları, af dile onlar için, iş ve yönetim konusunda da onlarla şûra’ya/referandum’a git. Bir kez azmettin mi de artık Allah’a güvenip dayan. Allah, tevekkül edenleri sever." "Allah size yardım ederse hiç kimse size galip gelmez. Eğer sizi yüz üstü bırakırsa ondan başka size kim yardım edebilir? Artık müminler yalnız Allah’a güvenip dayansınlar.” (3/159–160)
Yani Resulullah zatında gelecek yöneticilere getirilen yönetilenlerle şûra yapma mecburiyetini, hakeza yönetilenlerin topluca yönetime dâhil olmaları gereğini ifade eder. Bu meselenin Firavun’un kendi seçkin meclisiyle yaptığı şeklinde sıradan bir şura/ danışıklık olmayıp belki bir halk yönetim düzeni anlamına geldiği gayet aşikârdır. Hele ortaklık anlamında infakla birlikte getirildiğini (ayetin ifade üslubu) nazar-i itibara alınırsa ortakçı demokrasiyi gösterdiği şüphe götürmez. Ayrıca da, toplumun hepsi şûra ile memur kılındığı için, doğrudan demokrasi usulü uygulanır; bunun yanı sıra, yine yukarıdaki ayetler, "yöneticilerin nasıl davranması gerektiği ve ona bağlı siyaset ve siyasi ahlak biçimi, politikaların sonuç vermesi açısından azmin gerekliliği, hakeza toplumun Allah’a güvenerek bağımsız olması", gibi doğrudan ortakçı demokrasi düzenini tamamlayan kaideleri de bildirmektedirler.
"Onlar günahın büyüklerinden (sömürü, zorbalık ve aldatma gibi) ve tüm iğrençliklerden uzak dururlar. Öfkelendikleri zaman ise, affeden onlar olur. Rablerinin çağrısına cevap verirler. Namazı dosdoğru kılarlar. Yönetim biçimi, aralarında danışıklık/demokrasi tarzıdır. Ve kendilerine verdiğimiz rızık’dan/emval’den infak ederler (fakirlerle ortaklaşa bölüşürler)." "Kendilerine zulüm ve haksızlık gelip çatınca yardımlaşırlar. Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür. Fakat af edip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir. O, zalimleri hiç sevmez. Zulme uğratıldıktan sonra kendini savunmaya gelince; böyleleri aleyhine yol aranamaz. Aleyhlerine/aleyhine savaş açıp ve onları cezalandırmak anlamında, yol aranacak olan şu kişilerdir ki, insanlık düşmanıdır/halk’a zulüm eder ve yeryüzünde haksız yere taşkınlıklar sergilerler/saldırılarda bulunurlar. İşte böyleleri için acıklı bir azap vardır."
"Bir de her kim de sabreder suç örterse, işte o (ahlaki davranış) azme değer işlerdendir." (42/37-43)
Yorum:
Bu ayetler bir önceki ayetlerde bildirilen "toplumun bağımsızlığı" gibi düzeni tamamlayıcı kaide- kurallara ilaveten, gerek içte gerek dışta (özellikle sufyancıların) istihmarlaştırma (eşekleştirme) kültürü olsun ve deccaliyet’in gütme siyaseti, haksız kazanç iktisat düzeni ve fahşa kültürel emperyalizminden, sınıfsız orta toplumu/halk cumhuriyetlerini korumak, dolayısıyla halkı şeytanın bu adımları konusunda eğiterek ve muavenet yöntemiyle savunma oluşturarak halkı çağa göre mücehhez kılma sorumluluğunun halk toplumdaşlara verildiğini bildirmekle birlikte, isâr ahlakın esas düşüncelerini ve bu ahlaktan kaynaklanan, beslenerek gelişen ve ahlakın üst yapı görünümü olan tabii hukuk felsefesinin esas kaidelerini bildirmek suretiyle ortakçı demokrasi/gerçek anlamda halk düzeninin idare programı şeriatın temelini atıp inşa etmektedirler ki, baştan beri bir bütün olan bu kaide-kurallar demokratik düzenin olmazsa olmazlarıdırlar. İsâr ahlakı ve tabii hukuk şeklinde iki kısma ayrılan idare programı şeriat’a gelince:
"De ki, Şüphesiz idare tümüyle Allah’ındır." (3/154)
İdare Programı / Şeriat
"Sonra seni idarede / yönetimde bir program (şeriat) üzerine koyduk. Artık ona uy. Bilmeyenlerin keyifleri ardınca gitme." (45/18)
Temel Fıkıh; İsâr Ahlakı
"Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile, ötekileri kendi nefislerine tercih edenler, nefsinin cimriliğinden/doymazlığından korunanlar, kurtuluşa erenlerin ta kendileridir." (59/9)
Köken itibarıyla ilk sınıfsız toplum insanın saf-temiz huyundan gelen isâr ahlakı, bütün iyi huyların dolayısıyla güzel ahlak durumunun tümüdür; ki isâr ahlakının, ancak güzel (örneğin talim-terbiye) yöntemlerle, genel bilgi ve bilinç vererek, ve Kültür, Felsefe öğreterek, yanı sıra da nefis tezkiyesiyle arındırmak suretiyle kazanılacağı aşağıdaki ayetten anlaşılmaktadır.
"Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size kitabı/kültürü ve hikmeti/felsefeyi öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik."(2/151)
"Ve gerçekten sen, çok büyük bir ahlak üzerindesin." (68/4)
Tabii Hukuk Fıkıhı
"İşte bunun için sen çağrıda bulun ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü, onların boş arzularına uyma ve şöyle de: Allah’ın kitaptan indirdiğine inandım, aranızda adaleti sağlamakla emrolundum, Allah'tır, bizim de rabbimiz sizin de rabbiniz, bizim amellerimiz bize sizin amelleriniz size, bizimle sizin aranızda didişme yok, Allah bizi bir araya toplayacaktır/aramızı bulacaktır, dönüş O’nadır." 42/15)
Hukuk yöntemiyle çağırmanın gerekliliğini, hukuk uygulayıcısının veya uygulayıcılarının haiz bulunması gereken niteliklerini bildiren bu ayet, aynı zamanda gelecekte Hakk’a/Mizan Düzenine dayalı, Hukuk üstünlüğüne dayalı bir düzende halkların bir araya gelip birleşeceklerini de işaret etmektedir. İnşallah bir gün halklar kardeş olacaklardır, dolayısıyla kardeşlik düzeni egemen olacak o altın çağ gelecektir sonuçta.
"Şunun için ki, kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir." (22/54)
"Ey temiz akıl sahipleri, kısasta sizin için hayat vardır, umulur ki sakınırsınız." (2/179)
Hukuk Nazariyesinin Temel İlkesi
"Bir kötülüğün cezası, tıpkısı bir kötülüktür, fakat affedip barışmayı esas alanın ücretini bizzat Allah verir, O zalimleri hiç sevmez." (42/40)
Yorum:
Köken olarak hemen hemen hiç suç işlenmediği kardeşlik ruhunun saf temiz ahlaka sahip ve her şeyin herkese ait olduğu, maddi kaygısı olmayan iyi insanlardan müteşekkil ilk sınıfsız toplumun/Ümmeti vahide’nin "Kıst" geleneğinin, fıtri insan hukukundan gelen Tabii Hukuk’un dayandığı ana düşünce eşitliktir ki, fıtri hukuk felsefesinin temelini bu teşkil eder. Tarih felsefesi açısından Hak-Batıl mücadelesinde sınıfsal çelişkinin hukuka yansıması, ayrıcalıklı düşünsel temele dayanan ekâbir egemenliğinin hizmetindeki bir devletin hukukunu doğurdu. Dolayısıyla hangi isim altında ve hangi devirde olursa olsun hakikatte haksızlığı haklı kılma aracıdır ayrıcalıklı hukuk. Yaratılışta Allah tarafından verilmiş, insan doğasında mevcut bulunan fıtri yasaların eşitlik düşüncesine dayandığı bu ayetlerin muhtevasından anlaşılmakta olup, bu, tabii hukuka tekabül eder. Asıl itibariyle fıtri olan tabii hukukun çağdaş biçimi, İnsan Hakları şeklindedir.
Adli Ahkâm Usulü
"Biz o’nda onların üzerine yazdık (vacip kıldık) cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve bütün yaralara karşılık da kısas vardır, ama kim bunu sadaka olarak bağışlarsa o kendisi için bir kefarettir, kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse işte onlar zalim olanlardır." (5/45)
"Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (vacip oldu), özgüre karşılık ancak özgür olur, hakeza köleye karşılık özgür olan olmaz belki köledir, dişiye karşılık erkek istenmez (hakeza bir’e karşılık iki de istenmez) ancak dişidir. (açıkçası nefse karşılık nefstir) Fakat kimin/hangi katilin lehine, onun maktulünün kardeşi/varisi veya velisi, tarafından bir bağışlama şeklinde bağışlanırsa artık yapılması gereken örf’e uymak ve ona (maktulün varisine veya velisine) güzellikle diyet ödemektir, bu rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir, artık kim bundan sonra tecavüzde bulunursa, onun için elem verici bir azap vardır." (2/178)
Asıl sayılan önceki ayetin bir açıklaması olan bu ayet, güçlü olanların zayıf olanlardan, kısasta kendinden bire karşılık birden fazla isteği, hakeza köleye karşılık özgürü, dişiye karşılık erkeği istemek, bu edinmiş âdetine bir ret cevabıdır, dolayısıyla bu münker’i kaldırdığını ve yanı sıra da örf ile affı ve diyeti belirliyor ve onlara belli sınır getiriyor. Tabiidir ki katilin affedilişi ve diyetin alınışı maktulün varisi ya da velisi olanın iradesindedir anlaşılan. Bilinmesi gerekli diğer bir husus da, bunların müruru zamanla yok olmaması; ve cezai müeyyide yetkisinin de bütünüyle belli kişilere (hâkimler sınıfına) keyiflerine göre kullanabilecekleri şekilde verilmemesi ve yargıda halkın nezaretidir.
"Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulur hakkını alırsa, artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur." "Yol ancak insanlara zulmeden ve yeryüzünde haksız yere tecavüz ve haksızlıkta bulunanların (hegemonya peşinde olup sömürü, zorbalık ve aldatma yapanların) aleyhinedir, işte bunlara acıklı bir azap vardır." َ"Ki bunlar Allah’ın ahdini, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozarlar, Allah’ın emrettiği güçlüyü, zayıfı, bir arada birleştirip sınıfçılığı sınıfsızlığa dönüştürmeyi/halk sevgisini, kesip atarlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar, kayba uğrayanlar işte bunlardır." (42/41–42; 2/27)
İnsan Hukuku
"İşte kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada (hayvan hukuku ve doğa hukuku da dahildir) karşılık olmaksızın haksız yere öldürürse, sanki bütün halkı/insanları öldürmüş gibi olur, kim de onu öldürmesine engel olarak diriltirse, bütün halkı/insanları diriltmiş olur.”(5/32)
Örf Anayasası
"Cahillere bakma, sen kolaylığı öne al ve örf ile yönet"(7/199)
Yorum:
Ayetin hükmüne göre örfi idare uygulaması gerekliliği aşikârdır. Örfün tanımına gelince: münkere kapalı, marufa açık olup hayra sevk edici ve de "Sünnetül evveli"nin uzantısı geleneklerdir, çağdaş anlamı ise insanlığın kabulü olan değerlerdir.
Münker: Müstekbirlerin ihdas ettikleri Batıl'ın kötü, çirkin adetleri/bitatidir.
Maruf: Umum vicdanına uyumlu ve halkın hayrına yönelik iyi-güzel geleneklerdir.
Hayır: Genel anlamıyla, insanlığın kurtuluşuna yönelik olup ve halkların huzur-barış için iş yapmaktır.
Şöyle bir yol tertip edilir: İlk önce örf esas alınır ve Hayrat hedef seçilir. Sonra örf sürekli Maruf olan ile geliştirilir, elbette ki aynı zamanda münker olandan arıtmak suretiyle...Binaenaleyh, halk vicdanına uyumlu iyi-güzel ve de ilerici geleneklerden ibaret Anayasalar ekâbir sınıfın adetlerine bulaşmış kısımları hariç mevzuatı ile beraber meşru sayılır.
"Ayetlerimizi yalanlayanları hiç bilmeyecekleri bir yerden ağır ağır çöküşe götüreceğiz. Süre tanıyoruz onlara, çünkü benim tuzağım pek yamandır." (7/182-183)
"O debdebe burjuva hayatı süren Karunları/kapitalistleri o yapmadıkları şeylerle övünenleri/emperyalistleri kazançlı sayma, gayri onları azaptan kurtulmuş da sanma. Korkunç bir azap vardır onlar için." (3/188)
Yeniden Furkan bilincinin tenezzülüne vesile olması dileğiyle Kur’an bayramınız kutlu olsun.
|