Kapitalizm [Derviş Keskin]
Dini dünya görüşünde kapitalizmin her çeşidi reddedilmiştir ve mahiyeti itibarıyla şirktir, sirkattir.
"O riba’yı yiyenler, şeytanın bir dokunuşla çarptığı kişinin kalkışından başka türlü kalkamazlar. Bu böyledir, çünkü onlar, 'alış – veriş de riba / faiz gibidir' demişlerdir. Oysa ki Allah, alış – verişi helal, ribayı haram kılmıştır. Kendine rabbinden bir öğüt gelip de yaptığından vazgeçenin geçmişi, kendisinin işi Allah’a kalmıştır. Yeniden ribaya / faize dönene gelince, böyleleri ateşin ehlidirler, orada sürekli kalacaklardır."
"Allah ribadan beklenen artışı/artı değeri mahveder, sadakalar (ortakça bölüştürme) karşılığında artışlar getirir. Allah nankörlüğe batmış günahkârların hiçbirini sevmez."
"İman edip hayra ve barışa yönelik değerler öğreten, namazı bilinçli kılan (11/87 de bildirildiği anlayışı ile), zekâtı doğru verenler için rableri katında kendine özgü ödülleri vardır, onlara korku yoktur ve onlar tasalanmayacaklardır."
"Ey iman sahipleri, Allah’tan korkun, ve eğer inanıyorsanız ribadan geri kalanı bırakın."
"Eğer yapmazsanız, Allah ve resulünden bir harp ilanı duymuş olun, tövbe ederseniz, 'Ru'usül-emval' anamallarınız sizindir, böylece ne zulüm edenlerden olursunuz, nede zulme uğratılanlardan."
"Eğer borçlu zorluk içinde ise eli genişleyene kadar beklenir. Borcunu sadaka/ortaklaşmak sureti ile ona bağışlarsanız sizin için daha iyi yoldur, eğer bilirseniz." (2/275- 280)
Açıklama:
Yukarda kayıtlı 2/279 ayetteki 'Ru'usül-emval' baş mallar, yani sermaye/kapital demektir. Ribâ ise Arapça kelime olarak mastar olup, sözcüğün kökeninde mutlak çoğalma, ziyadeleşmek ve fazlalaşmak anlamı vardır ki, artı değer demektir. Kapitalizm/Anamalcılık, Sermayecilik, Serbest Piyasa Ekonomisi, Serbest Girişimin Ekonomisi adlarıyla da anılır. Liberal sistem, serbest ticaret, karma ekonomi deyimleri de kapitalizmi belirtir. Kapitalist ekonominin temel özelliği üretim kaynakları ile üretim araçlarının özel ellerde bulunmasıdır.
Doğrusu, riba’nın/faizin en gelişmiş biçimi olan Kapitalizim, infakın ve tasadduk düzeni olan Ortaklığın tam zıddı olup bu iki iktisat düzeninin her birinin prensipleri diğerinin aksine işler. Allah, muhtaç kimselere infakla tasadduk yöntemi ile mal bölüştürmeyi bereketlendirir, Riba-yı/artı değeri ise imha edeceğini bildirmektedir. Dolayısıyla riba yiyen kimse Allah’a ve Resulüne savaş açtığını ve bu gibiler, şeytanın kendilerine çarpıp mesh ettiğini ve bu itibarla da (4/118–119) ayetlerin hüküm beyanına istinaden bu kimselerin Ademiyet/insanlık özünün silindiğini onun yerine cann/cinn ruhunu alarak hayvan-ı natıka derecesine düşeceğini, sonuç olarak sermayedar/Kapitalist kimse ebediyen ateş ehli olacağını,(2/275) ayetten anlaşılmaktadır.
Sömürücü Kapitalistin Piri Karun
28/Kasas Suresi:
76- Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etmişti. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarlarını güçlü-kuvvetli bir topluluk zor taşırdı. Kavmi ona demişti ki; "Şımarma, Allah şımaranları sevmez.'"
77- "Allah'ın sana verdiği bu servet içinde ahiret yurdunu ara, dünyadan da nasibini unutma, Allah sana nasıl iyilik ettiyse, sen de öyle iyilik et, yeryüzünde bozgunculuk isteme, çünkü Allah bozguncuları sevmez."
78- Karun: "Bu servet, ancak bende mevcut bir bilgi(Anamalcı-artı değer iktisat ilmi) sayesinde bana verildi" dedi. O bilmiyor mu ki, kendisinden daha güçlü ve ondan daha çok cemaati bulunan nice kimseleri Allah helâk etmişti. Suçlulardan günahları sorulmaz. Çünkü Allah onları bilir."
Firavun siyasî zulüm ve baskıda âlem (sembol) olduğu gibi, Karun da malî baskı ve vurgunculukta âlemdir. Bu şekilde Karun hikâyesi, ihtikârcı, vurguncu bir kapitalist kıssasıdır.
Musa'nın kavminden idi. Yani İsrailoğullarından ve Musa'nın akrabasından idi. Derken onlara karşı azgınlık etti, vurgunculuk yaptı, zekâtını vermedi, Musa'ya isyan etti.
"Yuh olsun soyanlara, insan etini yiyip kan içenlere ve halkları çekiştirip gülenlere, o halk düşmanı kapitalist kimselere. O (süfyan) ki mal biriktirdi ve o saydı ve o sanır ki malı kendisini sonsuzlaştıracaktır. Hayır, iş sandığı gibi değil. Yemin olsun ki o Hutame’ye fırlatılıp atılacaktır. Hutame’nin ne olduğunu bilir misin? İşte o, Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. O ki tırmanıp işler yüreklere. Ve o onların üzerine kitlenecektir. (Mustazaflar hükümranlığı altında) zindanlar içindeki uzatılmış sütunlar arasında." (104/1–9)
"İnsanların/halkın malları içinde, artsın diye riba olarak verdiğiniz, Allah katında artmaz. Allah'ın yüzünü/rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte onlar kat kat artıranlardır." (30/39)
Kapitalizim, Hakkın Nazarında Şirk Koşmaktır, Halkın Nazarındaysa Hırsızlıktır
"Yoksa onların mülkten bir payımı vardır ki (yoktur) Halk’a bir çekirdek filizi kadar vermezler."(4/53)
"Men edildikleri halde artı değer (riba) almaları ve her çeşit sömürü yollar ile halkın mallarını yemeleri yüzünden (onları güzel yaşantıdan ve bol maişetten mahrum ettik); ve içlerinden inkâra sapanlara da acı bir azap hazırladık.” (4/161)
"Ey iman edenler, Ribayı /artı değeri öyle kat kat katlayarak (sermaye vererek/üretim aracı vererek fazlalık payı şeklinde) yemeyin. Allah’ a isyandan korkup korunun ki kurtuluşa erebilesiniz. Hem o kâfir sömürücüler için hazırlanmış ateşten korunun.” (3/130 –131)
"Gerçek şu ki, her çeşit haksızlıkla halkın malını yerler."(9/34)
Bu ayetlerden anlaşıldığına göre kapitalizm, yani anamalcı iktisat düzeninin kaynaklandığı ve beslendiği temel kaynak, Allah'ın mülkünde bir çeşit ortaklık olduğundan dolayı gizli şirktir. Kapitalizmin ikinci temel beslenme kaynağı, dolaylı yolda, hileyle artıdeğer biçiminde halkın emeğini ve emvalini çalmak olduğundan hırsızlıktır. Kapitalizm düzeninin temel altyapısının özel mülkiyet olduğunu şu ayetten anlıyoruz:
"Ya Şuayb, Senin namazın mı atalarımızın taptıklarını terk etmemizi ve de mallarımız konusunda istediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemezi emrediyor?" (11/87)
Özel mülkiyet nedir:
Özel mülkiyet kapitalist ekonomilerin en önemli temel kurumlarındandır. Özel mülkiyet kavramının anlamı kısaca şudur: Mal sahibine, sahibi olduğu mallar üzerinde tam bir denetleme ve kullanma yetkisi ve hakkı verilmesi, tanınan bu hakkın da toplum tarafından korunmasıdır. Daha kesin çizgilerle diyebiliriz ki, özel mülkiyet, değer taşıyan nesneleri alma, saklayıp hazine etme, kullanma ve elden çıkarma hakkıdır. Ayrıca mal sahibine, malını bizzat kullanma hakkının yanı sıra, o malı başkalarının kullanabilmesi için gerekli şartları koyma yetkisini/mutlak malikiyeti de vermektedir. Zenginliğin birikimini ve korunmasını teşvik eden temel unsur, özel mülkiyet kurumudur. Bu koşulların devam etmesi halinde özel mülkiyet, kapitalist ekonomilerin en belirgin ve en etkili temel altyapı kurumu olmaya devam edecektir. Özel mülkiyet ortadan kalktığı zaman -ki böyle bir durumda ekonomik kararların kaynağı özel mülkiyetçi sınıfın dışında bir kurum olacaktır- kapitalist düzen de varlığını yitirecektir. Dolayısıyla, her çeşit haksız kazanç düzeni olan kapitalizmin sacayakları şirk ile sirkat (Allah’a ortak koşmak ile halkın malını çalmak) olmuş oluyor ki,(kapitalist, emperyalist) israfcilerin düzeni olan firavunluktur.
"Firavun haddi aşanlardan/müsriflerden hem büyüklük taslayanlardan, dolayısıyla hegemonya kurmuş biriydi." (44/31)
ِ"Ve işte israfçıların düzenine asla uymayın, onlar ki yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor ve dirlik düzenliği korumuyorlar/ıslahat yapmıyorlar." (26/151–152)
92/ Leyl Suresi
1. And olsun bürüyüp örttüğü zaman geceye 2. Ve parıldadığı zaman gündüze. 3.And olsun erkeği de dişiyi de yaratana. 4. Ki sizin emek gayretiniz mutlaka dağınık ve parça parçadır. 5. Kim malını verir ve sakınırsa, 6. Ve güzeli/hakkı doğrularsa, 7.Biz ona en kolay olanı kolaylaştıracağız. 8. Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür ekâbir sınıfından olursa, 9. Ve güzeli Hakikati yalanlar ise, 10. Biz onu en zor (en derin kara deliğ) olana sevk edeceğiz. 11. Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır. 12. Doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim işimizdir. 13. Sonrası da öncesi de sadece bizimdir. 14. Ben sizi, köpürerek yanan bir ateşe karşı uyardım. 15. Sadece karanlık ruhlu azgın girer ona 16.Yalanlamış, sırtını dönmüş o. 17. İyice sakınan da ondan uzak tutulur. 18. O ki temizlenip arınsın diye tüm malını verir. 19. Onun yanında hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti yoktur. / hiçkimsenin ona karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur. 20. Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç. 21. Yakında mutlaka hoşnut olacaktır."
"Ey iman edenler, Alışverişin, dostluğun, şefaatin olmadığı o gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin / ihtiyacı olanlarla bölüşün. Kâfirler, zulmedenlerin ta kendileridir. (2/254)***
"Göklerde ve yerdeki her şey o’nundur. Her zaman otorite O’na aittir. O halde Allah’tan başkasından mı çekiniyorsunuz?"(16/52)
"Ve onlara 'Halkın iman ettiği gibi / halkın gerçek ideolojisine, siz de o şekil iman edin' denildiğinde : 'Düşük akıllıların iman ettiği gibi mi iman edelim?' derler. Bilin ki, gerçekten asıl kendileri düşük akıllılardır, ama bilmezler." (2/13)
LAİKLİK
"Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederlerdi. Öyleyse insanları iman etmeye sen mi zorlayacaksın?
"Hayır, Allahın izni olmadan hiç kimse iman etmez. O, aklını kullanmayanlara kötü bir azap verir." (10/99–100)
Laiklik, egemen sınıfın Ruhban (din adamı) katına karşı halkın mücadele yöntemidir
"Onlar, Allah’ı bırakıp bilginlerini ve de din adamlarını rabler edindiler. (Bu ayeti duyan Adiy bin Hatem Allah'ın elçisine şöyle sorar: 'Ey Allah'ın elçisi, bu ayet bizim bilgin ve rahiplerimizi/din adamlarımızı rabler edindiğimizi söylüyor, oysa biz onları rabler kabul etmiyoruz. Resulullah (a.s) şöyle buyurur: 'Siz onların helal kıldıklarını helal, haram kıldıklarını, haram kabul etmiyor muydunuz?' Adi bin Hatem: 'Evet' deyince, Allah elçisi (a.s) ayetin hüküm ve teşri yönünü böylece açıklamış olur) Ve Meryem oğlu Mesihi de... Oysa onlar tek olan bir Allah/İlah’a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmadılar. O’ndan başka ilah yoktur. O, bunların şirk koştukları şeylerden yücedir"(9/31)
Yorum:
"Eğer rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü; toptan/topluca iman ederlerdi." hükmünü, sanki Allah bütün insanların iman etmelerini istemiyor, şeklinde algılamak doğru değildir; bilakis, Allah bütün insanları imana çağırmaktadır. Öyle ise burada doğru algılama, belki de şudur: Allah böyle bir kudrete sahiptir, ancak adalet ve ilim sıfatları gereği, tekâmül için süzülüp/seçilme imtihan altında bulunan insanoğlu iradesinde özgür olmalıdır; onun iradesine müdahale etmek doğru olmadığı gibi zat-ı barının kendi koyduğu ilmi yasalara da ters düşer ki, ol vücudu mutlakta tezat caiz olmaz. İman etmeye meyyal olarak yaratılmışsa da, insan, kendi seçimini kendi iradesi ile yapan dolayısıyla sevabı-ikabı kendisine ait irade sahibi varlıktır. Yine de Allah şefkat ve merhametinden dolayı halka lütuf olarak kurtuluş yolu gösterir ve kılavuzluk eder insana. Şöyle ki : "Allah’ı bırakıp bilginlerini ve de din adamlarını Rabler/İlahlar edindiler" ayetinin hükmüne göre, insanların topluca iman etmelerine ve tek bir ilaha (Allah’a) kul olmalarına amil engel, bilginlerin işi kötü tutması ve din adamlarının bir sınıf oluşturmasıdır. "Halkın iman ettiği gibi iman ediniz" hükmünde ise, din adamları sınıfı ve dinsel despotizm reddedilmiş olmaktadır. Doğrusu ayetlerin bu hükümlerine göre hem din adamları hem din adamları eliyle oluşturulmuş her çeşit dinsel oluşum (mezhep, tarikat, akide ve hükümler-fetvalar) batıldır. Dolayısıyla ruhaniyin/her çeşit din adamını ve Ruhbanizmi yani din adamlarının yarattıkları beşeri dinlerini, reddetme düşüncesinin çağdaş –evrensel ifadesi laikliktir şüphesiz. Laikliğin doğru tanımı, redd-i ruhani mesleği demektir ki, aşağıdaki ayetlerden bu anlaşılmaktadır.
"Göklerdekiler ve yerdekiler o Melik, o Kuddus, o Aziz, o Hâkim, Allah’ı tespih ediyorlar. O Allah'tır ki, Ümmi/halk toplumlularından ve hem de onların nefsinden, halk toplumcu/Ümmi bir elçi gönderdi; ve o elçi, onlara ayetlerini okur ve de onları arındırıp-temizler ve kültürü, felsefeyi, öğretir. Oysa onlar bundan önce açıkça bir sapıklık içinde idiler. O halk toplumcu (sınıfsız toplum savunucusu ve kılavuzu) olan elçi ahir zamanın en son devrindeki halk toplumuna da gönderilmiş elçisidir. (Mahmut Ahmedi Muhtar Mehdi olarak gelecektir) O (Allah)tır Aziz, O'dur Hâkim. İşte bu Allah'ın lütfüdür ki onu dilediğine verir. Allah, büyük lütuf sahibidir." (62/1–4)
İşte ayet metninde geçen "Ümmiyin" / halk toplumlular kelimesinin çağdaş ifadesi Laik olanlar demektir. Bu itibarla Laikliğin doğru anlamı din adamları sınıfının her çeşit dinsel oluşumunu ve onun siyasal düzeni olan teokrasiyi reddetmek olup, din menşeli doğrudan ortakçı demokrasinin tamamlayıcısıdır. Halk lehindeki kelimeleri kendi lehinde boşaltan egemen sınıf, süregelen huyu gereği, laikliği de yanlış anlamlandırmıştır. Laiklik, ne ateizimdir (tanrıtanımazlık) ne de egemen sınıfın ruhban katının uyduruk dininin teminatıdır; ki, hakim din rengi indirik değil uyduruktur, laiklik din menşeli halk idaresi/demokrasinin vazgeçilmez bir aslıdır.
"Kesinlikle bu bize ve bütün halka, Allah’ın bir lütfüdür. Ancak bu ihsana rağmen halkın çoğu ne yazık ki, şükür etmeyi bilmiyor." (12/38)
"De ki: 'Ey kültürlüler, bizimle sizin aranızda müşterek olan bir kelimeye (tek ilâh, tek toplum öğretisine/tevhide) gelin. Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp bir kısmımız (diğer) bir kısmımızı Rabler edinmeyelim.' Eğer yine yüz çevirirlerse, deyin ki: 'Şahit olun, biz gerçekten Müslümanlarız.'" (3/64) |