Orta Toplum’un Çağdaş Toplumsal Yapıları [Derviş Keskin]
“ O gökleri ve yeri gerçeğe dayalı olarak yaratandır. O'nun "ol" dediği gün oluverir, O'nun Sözü gerçektir. Sur'a üfürüldüğü gün, mülk O'nundur. O, gaybı ve müşahede edilebileni bilendir. O, hüküm ve hikmet sahibi olandır, haberdar olandır.” (6/73)
Sınıfsız orta toplum (Ümmeti vasata) Halk organizasyonu anlamında toplum biçimidir. Bu toplumun toplumdaşların üst kimliği yani nasnamesi ise Kur’an'da sık geçen halk anlamına gelen “Nas” tır. Alt kimliği ise mensubu bulunduğu herhangi millettidir. Doğrusu sınıfsız orta toplum/ Ümmeti vasata, uluslararası kollar açarak dünya halk barış cephesini oluşturmak ve oluşmuş halk kitlesini halk için konulmuş özgürlük evinin (Beyti Atik) ocağında ve halk önderlik makamında kardeş halkları eğitmek sonucunda sağ kutup oluşumuna doğru halkı kanalize etmekle yükümlü muhacir ve de mücahit bir halk organizasyonudur.
Öyle ki; bu ümmetin, ümmileri / yoldaş toplumdaşları, ezelde yapılmış ilahi sosyal kontratın bilincinde olup yeminli, dava adamları, dolayısıyla da komünal tevhitin kararlı şahitleridirler ki yalnız Allah için /yani herhangi bir karşılık, beklenti düşünmeden harekete geçmişlerdir.
Sorumlu muvahhit toplum felsefesinde altyapı ve üstyapı tanımına gelince, toplumsal altyapı, toplumun mülkiyet biçimi / Ekonomi düzenin oluşturduğu kardeş kitledir: Zaten mülkiyet ya bütün halkın istifadesine açık halk mülkiyeti şeklindedir ya da ancak egemen bir azınlığın istifadesine mahsus özel mülkiyet biçiminde olur sonuç itibariyle.
Toplumsal üstyapıya gelince: Altyapının belirleme sonucu oluşmuş ahlak ve siyasi rejim/idare, hukuk ve benzeri düşünsel sistemler düzenidir ki, ya halk lehinde işleyen halkçı organizasyon nazariyesi ya da halk aleyhinde işlenen baskı, zulüm aracı olan devlet mekanizmasıdır. Orta sınıfsız Toplumun toplumsal üst yapı düzeni, ortakçı laik demokrasinin oluşturduğu huzur-barış düzeni olan İslâmiyet’tir.
ORTAKLIK
“(Müminler o kimselerdir ki,) mallarında aç insanlar için belli ortak hisse vardır. “Allah’a tapanların malında muhtaç olanların /yoksulların belirtilmiş hissesi/parsası vardır.” (70 / 24-25; 51/19)
“Bunun(Ortaklığın) maksadı, mal yalnız içinizden zenginler arasında dolaşan (tekelleşen) bir meta olmaması içindir.” (59 / 7) Anlaşıldığı gibi bu ayetlerin hükmünde ortaklığın maksadı, gayet açıktır.
Emanet Mülkiyet
“Şimdi o yüz çevireni gördünüz mü? Azıcık verdi ve gerisini kaya gibi sımsıkı elinde tuttu. Gayb’ın bilgisi yanında da, olan kendisine haber verilmedi mi?(mal-mülk ona verilmiş bir emanettir.) ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler… Doğrusu hiçbir günahkâr bir başkasının günahını yüklenmez. Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur. (53/33–39)
En son ayetten anlaşıldığı üzere “insana kendi emeğinden başkası yoktur”, dolayısıyla kendine verilmiş mal-mülk halka vermek üzere emanet mülkiyet olup sahibi Allah’tır.
“Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz taksim ettik. Birbirlerine işlerini gördürsünler diye biz onların bir kısmını diğerlerinden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdikleri şeylerden daha hayırlıdır.” “Allah rızık alanında bir bölümünüzü diğerlerinizden üstün kıldı. Üstün konumdakiler rızıklarını, ellerinin altındaki yoksullarla paylaşmıyorlar ki, herkes eşit geçim düzeyine kavuşsun. Acaba Allah'ın nimetlerini inkâr mı ediyorlar?” (43/32;16/71)
89/Fecr Süresi: 17. Hayır, hayır, doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. 18. Birbirinizi yoksulu doyurmaya teşvik etmiyorsunuz. 19. Oysa mirası dermecesine (helal haram demeden) öyle bir yiyiş yiyorsunuz ki! 20. Malı öyle bir seviş seviyorsunuz ki, yığmacasına! 21. Hayır, hayır, yer üst üste sarsıntılarla düzlendiği zaman, 22. Rabbinin emri gelip melekler saf saf dizildiği zaman, 23. cehennemde ki, getirilmiştir; o insan o gün anlar, ama bu anlamanın ne yararı var ona? 24. Der ki: "Keşke ben bu hayatım için (sağlığımda hayırlar için malımı verseydim) göndermiş olsaydım. " 25. Artık o gün onun ettiği azabı kimse edemez. 26. Ve hiç kimse O'nun vurduğu bağ gibi bağ vuramaz.
İnfakın Bereket Yöntemi
“ Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: ihtiyacından arta kalanı. Böylece Allah size ayetlerini açıklar umulur ki düşünürsünüz.” (2 /219)
“Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da, israf ederek saçıp savurma. “Çünkü saçıp savuranlar şeytanın kardeşleri olmuşlardır, şeytan ise Rabbine karşı nankördür.” (17 / 26-27) “ Yiyin için yalnız israf etmeyin, çünkü Allah israf edenleri sevmez.” (7 / 31)
“İsrafçıların idaresine uymayın (26/151) “Allah’ın kulları infakla israf etmediği gibi cimrilikte etmezler, ikisinin arası orta yolu takip ederler.” (25 / 67) “Onlar normal zamanda infak ettiği gibi(malını yoksularla bölüştürüp kamulaştırdığı gibi) dar zamanda da infak ederler.” (3 / 134) “Gece gündüz, açık, gizli malını yoksullarla paylaşanlara (infak edenlere) Allah katında büyük mü büyük mükâfat vardır. Ve onlara korku yoktur. Ve de onlar üzülmeyeceklerdir. “Sadakalar/malı bölüşmek, -Allah'tan kesin farz olarak -yalnızca fakirler, düşkünler, işçiler, görevli olanlar, kalpleri ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda ezilmişlere hizmet edenler ve yolda kalmışlar içindir. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (2 / 274; 9 / 60)
“ Müminler o kimselerdir ki, malları ortaktır. “Allah’a tapanların malında muhtaç olanların, yoksulların belirtilmiş payı vardır.” (70 / 24-25; 51/19) “Allah yolunda infak edin ve kendinizi ellerinizle kendinizi tehlikeye(sınıfçılığın ateşine) atmayın, iyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever.” (2 /195 )
Ve Bereket:
2/Bakara Suresi:
261- Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, bir tanenin durumu gibidir ki, yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah'ın rahmeti geniştir. O, her şeyi bilir.
262- Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi uygun görmeyen kimselerin Rableri yanında mükâfatları vardır. Onlara hiçbir korku yoktur ve onlar, üzülmeyeceklerdir.
263- Bir tatlı dil ve kusurları bağışlamak, arkasından eza ve gönül bulantısı gelecek bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah, hiçbir şeye muhtaç değildir, halimdir, yumuşak davranır.
264- Ey iman edenler! Sadakalarınızı, başa kakmak, gönül kırmakla boşa gidermeyin. O adam gibi ki, insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allah'a inanır, ne ahiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâline benzer ki, üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağnak inmiş de onu yalçın bir kaya halinde bırakıvermiş. Öyle kimseler, kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.
265- Allah'ın rızasını aramak, kendilerini veya kendilerinden bir kısmını Allah yolunda sabit kılmak için mallarını Allah yolunda harcayanların hâli ise, bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki, ona kuvvetli bir sağnak düşmüş de yemişlerini iki kat vermiştir. Böyle bir bahçeye yağmur düşmese bile mutlaka bir çisenti vardır. Allah, yaptıklarınızı görür.
266- Hiç biriniz ister mi ki, kendisinin hurmalık ve üzümlüklerden bir bahçesi olsun, altında ırmaklar aksın, içinde her türlü ürünü bulunsun da, kendi üzerine de ihtiyarlık çökmüş ve elleri ermez, güçleri yetmez küçük, zayıf çocukları olsun. Derken ona ateşli bir bora isabet ediversin de o bahçe yanıversin. İşte Allah, ayetlerini size böylece açıklıyor. Umulur ki, düşünürsünüz.
267- Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın, gerek sizin
İçin yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Kendinizin göz yummadan alıcısı olamayacağınız fenasını vermeye yeltenmeyin. Biliniz ki, Allah sadakalarınıza muhtaç değildir ve Hamda layık olandır.
268- Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin şeylere teşvik eder. Allah da lütfünden ve bağışlamasından birtakım vaatlerde bulunuyor. Allah'ın lütfü geniştir. O her şeyi bilendir.
269- Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak üstün akıllılar anlar.
270- Her ne çeşit nafaka verdinizse veya ne türlü bir adak adadınızsa, Allah onu kesinlikle bilir. Ve zalimlere hiçbir şekilde yardım olunmayacaktır.
271- Sadakaları açıkça verirseniz o, ne iyi olur; yok eğer onları gizler de fakirlere öyle verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günahlarınızın birçoğunun bağışlanmasına sebep olur. Bilin ki, Allah, her ne yaparsanız hepsinden haberdardır.
272- Onları yola getirmek senin boynuna borç değildir, ancak Allah dilediğini yola getirir. Yaptığınız her iyilik sırf kendiniz içindir. Siz yalnızca Allah rızasını gözetmenin dışında infak etmezsiniz. İyilik cinsinden ne infak ederseniz o size aynen ödenir. Size hiçbir şekilde haksızlık yapılmaz.
273- Sadakalarınızı, kendilerini Allah yoluna adamış olan fakirlere veriniz. Onlar yeryüzünde gezip dolaşmaya güç yetiremezler. Utangaç olduklarından dolayı, bilmeyenler, onları zengin sanırlar. Oysa sen onları yüzlerinden tanırsın. Yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey de isteyemezler. Ne türden bir iyilik yaparsanız, şüphe yok ki, Allah onu bilir.
274- Mallarını gece ve gündüz, gizlice ve açıkça infak edenler yok mu, işte onların Rableri katında ecir ve mükâfatları vardır. Ve onlara herhangi bir korku yoktur, onlar hiçbir zaman mahzun da olmazlar.
“ Onlar ki cimrilikte bulunup cimrilikle halkı yönetirler dolayısıyla Allahın fazlından kendilerine verildiğini gizli tutarlar. Biz o kâfirlere aşağılatıcı bir azap hazırlamışızdır.” Altını, gümüşü(malın sembolü dır.) Hazine edip, Allah yolunda harcamayan kimseleri acı azapla müjdeleyin.” (4 / 37; 9 / 34 )
“Her kim de, Allah’a güzel ödünç (yani yoksula/ halka karşılıksız olarak sermaye veya üretim araçları ) verirse Allah ona kat kat karşılığını verecektir.” (2 /245)
“Gerçek şu ki, sevdiğiniz her maldan infak edinceye kadar iyiliğe (gerçek medeniyete/ erdemliğe) eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, Allah onu bilir.” (3 / 92)
İşte böylece bir toplumsal alt yapı olan ortaklığın sınırları çizilmiş oldu ve ortaklığı net bir şekilde tanımak için onun zıddı olan faizin çağdaş ifade edilişi ve geliştirilmiş biçimi olan Kapitalizmi de tahlil etmeliyiz. |