Oruç, Bireysel Öz Denetimden Sosyal Sorumluluğa Açılan Kapı Olmadıkça [Ayhan Bilgen]
Kur’an kötülüklerden alıkoymayan namaz için nasıl “yorgunluk” tanımını kullanmışsa, işlevlerinden soyutlanmış oruç için de “açlık” ifadesini bir uyarı olarak inananların dikkatine sunmuştur. İbadetlerin bireysel ve toplumsal misyonlarından koparılarak amaçlaştırılması, fiziksel etkilerinden başka bir anlamı olmayan ritüeller olarak ele alınmıştır. Bu yalıtma alışkanlığı bir yandan toplumsal sorumluluklar diğer yandan kişisel gelişim çerçevesinde masaya yatırılarak, ibadetler kendi bağlamında anlamlandırılmalıdır. İnsanın bedenini kötülüklerden koruması yanında zihin dünyasını da bilgi kirliliğinden arındırması hedeflenmiştir ibadetlerde.
İbadetin hiçbir beşeri güç için yapılmaması, söz konusu amelin değerini de belirleyen niyet boyutunda ele alınmıştır. Gösteriş için yapılamayacak ilk ibadet oruçtur. Kişinin tümüyle edilgen bir pozisyon alması üzerine kurulan oruç, Hazreti Muhammed’den önceki peygamberlerin çağrılarında yer aldığı gibi çoğu uzak doğu felsefe ve inançlarında da önemli bir yer tutmaktadır. Şia ve Alevi geleneğinde yer alan 12 İmam orucu, bir yandan acıların paylaşılmasının sembolik anması diğer yandan Emevi saltanatına boyun eğmemenin göstergesi biçiminde anlam bulmuştur. Bugün İslam dünyasının içerisine sürüklendiği yozlaşma ve insani değerlerden uzaklaşma seyri karşısında oruç gibi temel ibadetlerin içeriğinden çok şekli boyutları ile gündemleştirilmesi büyük bir çelişkidir. İbadetlerin şekli kısmı üzerine bu denli ayrıntılı yoğunlaşma içerisine girerken, özü ve amacına yönelik sorgulamalardan ısrarla kaçınılması deyim yerinde ise “dinin içinin boşaltılması” değilse, nedir ?
İbadetlerin, belli dönemlere hasredilmesi başlayıp biten değil, başlayıp devam eden süreçlere zemin oluşturması açısından önemlidir. Türkiye’de Ramazan ayı içerisinde suç işleme oranlarında dikkate değer bir düşüş olduğu istatistiklerle ifade edilmektedir. Ramazan’da terk edilen kötü alışkanlıklar bu ayın bitimi ile yeniden hayata hakim oluyorsa bu kalıcı bir davranış değişikliği sayılabilir mi ? İbadetler insanın isteklerini frenlemesi, kendini eğitmesi ise davranış değişikliğinin bir zaman dilimi ile sınırlı kalmayıp süregiden bir yaşam tarzına dönüşmesi gerekmez mi ? Aynı şekilde yoksullarla, açlarla empati kurma ve sosyal dayanışma içerisine girme insani bir tutumsa Ramazan ayı bittikten sonra da devam etmesi icap etmez mi ?
Dinin ne zaman, hangi koşullarda bir afyon rolü oynadığı tartışmasını herkesten önce inananların yapması, en cesur biçimde dindarların irdelemesi gerekir. Bu yüzleşme gerçekçi ve akılcı bir biçimde yapıldığında, işin din ve ibadet boyutlarını aşan bir hayata bakış muhasebesine dönüşmesi kaçınılmazdır. Bu muhasebe, insanın önce kendisine karşı dürüstlüğü, sonra çevresine karşı aynı tutarlılıkla hareket etmesini kolaylaştıracaktır. Yine insanın kendisi ile barışık olması ile başlayan, yer yüzünde barış elçisi olma görevi ile kemale eren hayat macerası, gerçek bir kurtuluş mücadelesine dönüşecektir.
Çevreyi sınırsızca tüketen, iktidar hırsını hayatının ana paradigması haline getiren insanların, oruç konusuna yeniden bir anlam yüklemesi gereken bir bunalım döneminden geçiyoruz. Bu insanlık krizi şüphesiz sadece inananları tehdit etmediği gibi, sadece onların kendilerini kurtarması üzerine de bir çıkış yolu inşa edilemez. İnsanın egoistliğini aşan bir toplumsal sorumluluk yaklaşımı ile hayata yaklaşması, yüksek bir ahlak ve özveri kültürü ile mümkün olacaktır. Ramazan ve orucun bu bağlamda yeniden ele alınması, din ve toplum üzerine kafa yoran herkes için önemli bir gündem oluşturmaktadır. |