İslâm Sosyolojisi (2) [Derviş Keskin]
İnsan Hukukunun Teorik ve Pratik Temelleri
“Kim bir kişiyi bir kişiye karşılık veyahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, tüm halkı/insanları öldürmüş gibidir. (en büyük insanlık suçu işlemiş insan hukukunu çiğnemiştir.) ve kim bir kişiye hayat verirse, halklara/ tüm insanlara hayat vermiş gibidir.” (5 / 32)
Bu ayetin kapsamı, İnsan hakları evrensel beyannamesini ihtiva edecek kabiliyette ve onun nazari/teorik mebdesini teşkil eder. Aşağıdaki ayetlerse insan hukukunun nasıl bir pratik usulüne sahip olduklarını açıkça bildiriyorlar zaten.
“ Ey inananlar, yalnız Allah için ayaklanmış ve baş kaldırmış kimseler olarak ve komünal tevhit düzeni (Tek ilah tek toplum akidesinin şahitleri) kollayıp gözetleyen kimseleri, olun. Bir topluluğun kötü gidişatı sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin, mutlaka eşitliğe riayet edin, adaleti uygulayın. Bu korunup sakınmaya daha uygundur. Allah’tan korkun, Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır. “Allah inanıp insanlığın hayrına olan huzura, barışa yönelik işler yapanlara vaadde bulunmuştur. Onlar için bir bağışlanma ve büyük bir ödül vardır.” (5 / 7- 9)
Yukarda bulunan ayetlerin topluca açıklanmasına göre bütün halk (kadın ve erkek bütün İnsanlar) aynı bir tek asıldan geldiklerini bundan ötürü asalet itibarı ile hem kardeştirler, hem de yeki diğerlerine eşittir. Hakeza; Milletler, boylar-aşiretler de birbirine eşittir. Ayrıca azınlıkla çoğunluk bireyle toplum da birbirine eşittir. Sahte din batılın sahte toplumunda birey tanrılara, devlete ve de topluma feda edilirken gerçek dinde ve onun sınıfsız toplumunda birey, topluma eş değerde olup ve tanrın dostu, yardımcısı olduğunu tek istisna iyiler kötülerden üstün olup, eşit sayılmadığının dışında, idarede olsun, mülkiyet istifadesinde, milli kimlikte olsun hatta dinde olsun eşitlik esastır. Başkasını kendine tercih etmek ilk komün geleneğinden gelen üstün ahlak / isârdır.
Yine yalnız Allah’a ibadet etmek onun dışında hiçbir kimseyi ibadette(yönetimde, mülkiyette ve dinde/düzende) Allah’a ortak etmemek, hiç bir kimseye ve hiçbir şeye kul, köle olmamak, Tağut’tan/ deccaldan uzak durmak ise gerçek özgürlüğün tam tarifi ve yeterli ifade etme biçimidir. Bedevi bilginin kafasında ki şablona göre ümmeti bir feodal devlet, resulü erkemi de devlet başkanı şeklinde ifade edilmesi ekâbir sınıfın atası kabilden kalma sünneti kadim alışkanlığıdır. (23/52) ayetin hükmüne göre sınıfsız toplum(ümmeti vahide) beşeriyet açısında başsız cumhuriyettir çünkü: başı ve başkanı âlemlerin rabbidir. Dolaysıyla cumhuriyette başsızlık, ortakçı demokraside doğrudan demokrasi/vekilsizlik esastır. Elbet mazeret gereği muvakkaten baş ve vekil edinme kaideyi bozmaz. Bedevi bilginin süfyanca kavrayışına göre İslâm da tedricen ama mutlaka kaldırılması gerekli kölelik, köleliğin meşruluğu şeklinde anlaşılmıştır.
Kadın Devrimini Yapmalıdır:
“Kim zulme uğradıktan sonra nusret bulur hakkını alırsa, artık onlar için aleyhlerinde bir yol yoktur.” (42/41)
Adil orta toplum, kadın haklarıyla ilgili anlayışı, kadının kolundan tutmak ve onu doğrultarak erkeğe eşit duruma getirmek şeklindedir. Egemen sınıfın zayıflatarak düşürdüğü (müstazaf hala getirdiği) kadın cinsini, orta sınıfsız toplumun toplumdaş erkekleri, kardeşlik sorumluluğuyla ve de İsâr ahlakın bir gereği olarak kadını kalkındırmak, özgürleştirmek ve erkeğe eşit hala getirmek gayesiyle sorumluk taşımalıdırlar. “Allah'ın, bazı insanları bazı insanlara göre imkan sahibi kılınmasıyla erkekler, kadınlar üzerinde Kavvam /sorumlu gözeticidirler.” (4/34) Ayette geçen “Kavvam” kaimin’in mübalağasıdır. Kaimin’in gerçek anlamı (5 / 7) ayetinde mevcut olup Kıst düzenini gerçekleştirmek ve insanlığı kalkındırmak üzere yalnız Allah için kıyam etmiş inananların anlaması gerekli bir husustur ve ayetler metninde geçen “Kavvamun” un “Kaimin” le olan irtibatıdır ki,(57/25 de bildirildiği üzere risaletin gayesi insanları kıst üzere kalkındırmaktır. risaletin gayesi olan bu kalkındırma, genelde insanlık, özelde kadın içindir. Ne yazık ki, bu gerçeğe rağmen, egemen sınıfın Bedevi bilgini, bunu tersinden okuyor. Kadının kalkındırılmasına yönelik ve kadına kolaylık sağlamak için düzenlenmiş miras, şahitlik, evlilik ve daha benzeri konular ki, anlayışa göre anlamlandırılabilir teferruat hükümlerdir gibi farklı düzenlemelerinden, yukarıdaki katî delillere istinat eden ve makasit hükümler sayılan eşitlik, özgürlük ve insan hakları benzeri açısında ele alacağına kadını ikinci sınıf ve hatta köle olarak yaratıldığını anlıyor Hem “O özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmek (o sarp yokuşu aşmak)tir.”/90/13) ayetin bu kesin ve açık hükmüne rağmen.
Demek ki, bu Kur’an nisan yağmuruna benziyor, denize düşerse inci, yılanın ağzına düşerse zehir oluyor.
Kadın devrim hareketi:
“Doğrusu Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir duvar gibi saf bağlıyarak savaşanları sever.” (61/4)
İzahat: Bu ayetin hükmüne müstenit mücadele yöntemi sınıf bölücü bir küçük-burjuva feminist bakış açısının ürünü olmayıp belki yoldaş erkek kardeşlerini de bu mücadeleye dâhil etmeleri ve istikbar sistemin duvarlarını dövmeleri gerekeli kılan devrimci faaliyettir. Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, kadınlar olmaksızın insanlık/ halk sınıfının kurtuluşu, kastlar düzeninden kurtulmaksızın da kadınının kurtuluşu mümkün değildir!
Genel Hukuk (İnsan, Hayvan ve Doğa hukuku)
“Biz yeri (genel anlamda ) canlılar (özel anlamda ) insanlar için koyduk. (55 / 10) İşte bu ayetin hükmünden çıkan temel bir gerçek, bu yeryüzünde her canlının yaşamak ve onda istifade etme hakkı vardır. Hayvan hukuku mantığında insan doğal olarak bir tür hayvan olup tıpkı diğer hayvanlar kadar doğada faydalanma hakına sahiptir. İnsana verilmiş yaratıcı özellik iyilikte kullanılırsa (17/70; 7/140) ayetlerin bildirdiği üzere insan eşrefi mahlûkat, kötülükte kullanırsa (25/44; 8/22) ayetlerin bildirdiği gibi insan en şerli mahlûkat olmuş olur. Yani hayvan da insanın doğuşta sahip olduğu haklara sahiptir çünkü her ikisi de aynı yaratıcının yaratıklarıdır. İnsanın üstünlüğü iyi iş işlemektendir. İnsan hayvanı ıslah edip korursa özellikle onun yaşama kaynağı olan doğayı bozmaz bilakis bereketlendirirse adil olmak kaydıyla israf ve zulüm etmeksizin ancak hayvandan istifade edebilir ve fazlasıyla doğadan faydalanma hakına kavuşur ancak, aksi davranış İlâhi gazabı celp eder dolaysıyla şu ayetin muhatabı olmuş olur. “Harsı(Ekini/doğanın verimliliğini) da Nesli (gerek insan soyunu gerek hayvan neslini)de helak eder.” (2/205) Doğanın, hayvan âlemin ve halkların lanetine uğrayan aşağılık varlık oluverir o.
Bu ayetin insana yönelik hükmünden çıkan “bazı insanlar dünya nimetini israf etmesi, bazılarının da bu nimetten mahrum edilmesi ilahi iradeye terstir.” Düşüncesinden kaynaklanan ve emeği esas alarak, emanet halk mülkiyeti şeklinde, her çeşit emvalde herkesin eşitçe istifade etmesini hatta hayvan hakları evrensel bildirisi de dâhil hayvan hakkına- hukukuna mutlaka riayet edilmesini ön gören ortaklık ilkesi, dolaylı yolda “Munzur siyasa ve meşru politika” düzenlerini de kapsar ki bu demokrasi gerçeğidir. Demokrasiyi tamamlayan onun ayrılmaz parçası Laikliği de dâhil edilmesi ile huzur-barış düzenin/İslâmiyet’in esas unsurları, Ortaklık Laiklik ve Demokrasi olmuş oluyor, kısaca ifade edilişi doğrudan ortakçı demokrasi şeklindedir.
3. Başsız Cumhuriyet:
ِ "Sizden hayra çağıran muvahhit komünal geleneğiyle idare eden büyü düzen istikbarın
Kötülüklerinden sakındıran bir toplum mutlaka oluşuveresin. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.” (3 / 104) “Allah size kendisinden başkasına itaat etmemenizi emretmiştir” (12/40)
“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi emretti” (17/23
“Allah ile beraber başka bir ilâha yalvarıp yakarma, sonra azaba uğratılanlardan olursun.” (26/ 213)
Özgürlüğünü Yitirmek Haksızlığa Katlanmak (başkasına kul-köle olmak) Allah’ı Kızdırır
43/Zuhruf Suresi
51 - Firavun kavmine seslenerek dedi ki: "Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı ve altımdan
akıp giden şu ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz?
52 - Yoksa ben, nerede ise meramını anlatamayan şu zavallıdan(İsrail oğullarının özgürlüğünü isteyen Musa'dan) daha hayırlı değil miyim?
53 - Eğer O'nun(Musa’nın) dediği doğru ise üzerine altın bilezikler atılmalı veya kendisiyle beraber onu tasdik eden melekler gelmeli değil miydi?"
54 - Firavun kavmini küçümsedi/ korkuttu. Onlar da O'na itaat ettiler. Çünkü onlar fâsık bir kavimdi.
55 - Nihayet bizi gazaplandırdıkları zaman onlardan intikam aldık. Hepsini suda boğduk.
56 - Onları sonradan gelecekler için ibret ve örnek kıldık.
İzahat:
Firavun’un helaki, kavmini küçümseyerek korkuttuğu sebebiyledir. Firavun kavmi’nin helak olması ise Firav’nın gazabından korkarak ona itaat etmesindendir. Bu kıssadan alınacak hisse ise zalimden korkarak onun müsrif düzenine uymak, dolayısıyla şerefini, haysiyetini ve de özgürlüğünü yitirmek Allah’ın ilk yaratılışta insanlara vermiş olduğu insanlık fıtratına müdahale olup ilâhi sınırlarına tecavüz ve o tecavüzü onaylamaktır ki, İlâhî gazabı celp eden her yede ve her zaman geçerliliği olan cezalandırma yasasıdır.
Gerçek Özgürlük Allah’tan Gayrisini Ret etmektir
“Allah’a itaat kâr dost olup onu tanıyın, başkasına kul-köle olmayın.”(11/2)
Böylece de özgürlük, eşitlik ve de kardeşlik, sınıfsız orta toplum’un alâmetifarikası olduklarını ayetlerden anlaşılmış oldu. Orta toplumun bu belirgin üç temel özelliği şu sloganı gerektirdi. Yaşasın Özgürlük! Yaşasın Eşitlik! Var olsun Kardeşlik!
Güzel Örneklik
“And olsun sizin için Allah’ ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah’ ı çokça zikredenler için Allah’ın resulünde güzel bir örnek vardır.” (33/21)
Yorum :
Ayette geçen, “Allah’ın Resulünde Güzel Bir Örnek Vardır” ifadesinde anlaşıldığı üzere
usve i hasene’yi nömüne-i imtisal olduğunu, herhangi bir yoruma gitmeksizin açıkça ifade etmektedir, güzel örnek (usve-i hasane) yeterli ve kusursuz bir metottur. Hak’ı uygulama konusunda müminlerin, resullerin ameli, hele özellikle resulü Ekrem’ in sınıfsız orta toplumu(ümmeti-vasata) inşa etmekle zirveye çıkmış ve vahye istinat eden reformcu, inkılâpçı ve de muhafazakâr olan pratiğin hükmü müminlere vacibiyet arz etmektedir.
Dolayısıyla örnek olma haysiyetiyle iyilikte yarışmanın herhangi bir sınıra tabi olmadığını ayetten anlaşılmaktadır. Ayrıca bilinmesi gerekli önemli bir husus şu ki: Güzel örnekteki, yöntem anlayışı, kurulacak sınıfsız orta toplum’un takip edeceği örnek modeldir. Bu Medine ümmeti vasata da olduğu gibi yarattığı eseriyle birlikte bir bütünlük olup mekasıdin mevasili(gayeye varma aracı) anlayışıdır. Bu düşünce hadis ve sünnet anlayışından ayrı olup hadis yerine usve yi kabul eden, Sünnetten de evvelkilerin Sünnetini anlayan, yalnız Kur’ana dayalı bir tür anlayış ve kavrayış biçimidir. “Biz hangi elçiyi gönderdikse, sırf Allah'ın izni ile itaat edilmek üzere gönderdik. “Kim elçiye itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur.” (4/64,80) “Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, elçiye/ Hâdiye de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Hadi elçiye arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.” (4/59) “De ki, Allah’ı seviyorsanız beni izleyin ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah Bağışlayandır, Rahimdir."( 3/31)
İzahat: Bu ayetlerin açık anlamı ile elçiye itaat ile izleme ve ona muracat etmek hem zatidir hem de geneldir. Yani gelmiş bütün peygamberlerin zatına ve Kıyamet şafağında gelen hadi elçilerin zatına itaat etmek dolayısı ile onları takip etmek Allah’ın ağır buyruğudur. Elçilerin bi zatihine muracatı ve itaati, bilinen sünnet anlayışı gibi hadis şeklinde kavramak ayetin manayı mantukası olmayıp belki bedevi bilginlerin bir çeşit keyfi yorumundan ibarettir.
Not: Bir sonraki yazımız İslâm sosyolojisinin devamı olan orta sınıfsız toplumun toplumsal yapıları şeklinde olacaktır inşallah. |