| Ziyaretçi sayısı |
|
Online |
2 |
| Bugün |
263 |
| Toplam |
107133 |
|
|
|
Özgürlükçü Sol ve Din [Serdar Aksoy] |
|
| |
Özgürlükçü Sol ve Din [Serdar Aksoy]
Tabulardan bahsederken hep sanki sağ hakim anlayışın tabularının var olduğunu düşünürüz; halbuki sol’un önünde de dağ gibi duran tabular vardır, ve bunlardan biri, belki de en önemlisi, dindir. Dinle ilgilenmek ya da dinsel düşünceyi araştırmak bile bizim için bir tabudur. O alan parsellenmiştir ve zaten Marx dinin afyon olduğunu söylememiş miydi, bizim de o zaman dinle ne işimiz olabilirdi...
Halbuki olmalıydı din üzerine söyleyeceğimiz sözler, iddialar olmalıydı...
Din konusu tartışılmaya açıldığı zaman bir kemalistten ilk duyacağınız söz ”Ben de müslümanım ama...”dır. O ama nın altında neler yattığını bol miktarda niyet okumalarını ve korkuları çok rahat görebilirsiniz. Bir sosyalist için ise din kapitalist sistemde hakimlerin halkı daha fazla sömürmesi için bir araç ya da din dendiği zaman akla ilk gelen alevilerin ezilmişliği,alevi katliamları ve otoriter devlet anlayışın sünni islam dışında kalan heteredoks islamı dışlamasından bahsederiz. Halbuki devletin şablonunu çizdiği islamın dışına çıkan sünni islamı da olsa kendisine hedef tahtası olarak seçtiğini görmeyiz ya da en azından bu kesimden gelen hak talebini es geçeriz.
İşte özgürlükçü sol bir anlayış; dine bakarken ya da değerlendirirken yuvarlak tanımlamalarla değil de soruna insan temel hak ve özgürlükler açısından bakmalıdır ki öyle de bakıyor. Özgürlükçü sol’u diğer ezberci soldan ayıran hususlardan birinin de bu olduğunu düşünüyorum.
Din tartışması açıldığı zaman akla ilk gelen kavram laiklikdir. Laiklik;devlet yönetiminde herhangi bir dinin referans alınmamasını ve devletin dinler karşısında tarafsız olmasını savunan prensiptir.Laikliğin ilk akla gelen tanımı budur. Peki bu tanımlamadan Türkiye’nin laik olduğu kabul edilebilinir mi? Elbette hayır...çünkü devlet dinler arasında tarafsız değil. Üstelik laiklik din devletini reddettiği gibi devlet dinini de reddetmektedir.Bizde ise kocaman bir devlet dini vardır. Hatta Abdurrahman Dilipak gibi İslamcı yazarın tabiriyle okullarda zorunlu olarak okutulan dinden bahsederken bu din benim dinim değil demiştir. Dolayısıyla okullarda okutulan din sivil İslami bir anlayışın karşılığı olan tasavvuf erbaplarının içinde yer aldığı dinden çok devlete tapınma yolunun çizildiği bir dinsel anlayıştır. Sonuçta okullarda aktarılan din şekilci, faşizan bir din anlayışıdır.
Şimdi gelelim laikliğin halk üzerinde bir ayıraç olarak kullanılmasına.
Türkiye’de vesayet rejiminin devamı için laiklik prensibi çok iyi bir ayıraç olarak kullanılmaktadır. Özellikle son dönemde türbanlı öğrenciler üzerinden götürülen tartışmalarda öne çıkan husus laikliğin elden gidiyor anlayışının ötesine geçememiş; türbanlı kızlar tehdit olarak algılanmışlardır. Modernleşme,Atatürkçülük adı altında da gencecik insanların eğitim hakları gaspedilmiştir. Üstelik böylesine bir laiklik anlayışı aynı zamanda cinsiyetçidir de. Çünkü aynı fikriyatı benimsemiş bir erkek öğrenci üniversiteye girebilmektedir. Üstelik insanların eğitim hakkının gaspedilmesinin adı laiklik değil olsa olsa faşizmdir. Ezberci sol’un buradaki duruşu iç karartıcıdır bir kaç üniversitede(Boğaziçi) ise özgürlükçü sol olduğunu düşündüğüm(ya da en azından özgürlükçü ve eşitlikçi bir duruş sergileyebilen) gençlerin tepkileri vardır ki onların bu olaylara karşı eylem yapması yüzümüzü ağartmıştır. Bu konuda bizim tavrımız ise pek çok çekinceyi koyarak karşı çıkmak şeklinde olmuştur. Hatta darbelere karşı 70 milyon adım eylemlerine soldan (DSİP,Yeşiller ve bir kaç platform dışında) kimse katılmamış ve gerekçe olarak da türbanlıların ya da liberallerin bu eylemlerde yer alması gösterilmiştir. Dolayısıyla haklı bir eyleme dahi katılmamamızın gerekçelerinden biri türban olabilmektedir. Tabi bu durum da solun içindeki milliyetçi damarın nasıl hakimiyet kazandığını göstermektedir.
Şimdi gelelim diğer bir hususa; genel olarak özgürlükçü sol bir anlayışda üniversitelerde türban yasağının insan hakları açısından sakıncaları dile getiriliyor ve böyle bir yasağa karşı tepki gösteriliyor. (Olması gerektiği gibi) Peki kamusal alanda türbana bakış nedir ve nasıl olmalıdır?Kamusal alanda giyim kuşam özgürlüğünün olamayacağı ya da en azından dinsel ya da ideolojik bir simgenin taşınamayacağı konusunda genel kabul var. (Bu arada türban da bir yaşam tarzının göstergesidir) Bu sadece bizde değil; genel kabul görmüş bir anlayış olarak kendini gösteriyor. Acaba burda da devletin ikircikli bir tutumu yok mu? Yani devlet dairelerinde bıyığını sarkıtarak bir erkek memur dolaşabiliyor ya da badem bıyıklı bir memura da kimse ses çıkarmıyor, ceketlere isteyen istediği rozeti takabiliyor. (Atatürk rozeti,sendika rozeti,dernek rozetleri...vs) Tam da burada yine cinsiyetçi bir yaklaşım yok mu; erkek memur siyasi kimliğini belli eden sembolleri kullanabiliyorken kadın memur siyasal kimliğini saklamak zorunda kalmıyor mu ? Ya da soruna şöyle bakalım; kamusal alanda devletin dayattığı biçimde giyineceksin ama kamusal alan dışında nasıl giyiniyorsan giyin demek özgürlükleri parçalamak demek değil midir? Demokrasi denen şey eğer bir çoğulculuk ise bu çoğulculuğun da özgürlük alanına yansıyan pek çok durumunun olduğunu kabul etmeliyiz yeter ki bu özgürlükleri (türban takıp takmamaktan tutun kamusal alanda içki içilmesine ya da mini eteğine kadar...) hukuksal anlamda garanti altına alabilelim.
Sonuçta; sol için özgürlük esastır. Sol için özgürlük; tüm varlıklar özgür olmadıkça biz de özgür değiliz diyebilmektir.
Serdar Aksoy ÖSH (Özgürlükçü Sol Hareket) - Ankara
|
|
|
9
Temmuz
2009 - 00:33:34
-
427 gün önce
|
|
|
|
|
|
| Yazan: Hasan Kayım
- IP kayıtlı
-
Üye değil
|
06.08.2009 - 18:00:59 |
|
Sevgili Serdar.
Aklına,kalemine sağlık.
Özğürlükcü fikriyat insana dair ne varsa ilgilenir.
Sana çok teşekkür edeyim istedim.Sağlıcakla. Hasan Kayım
|
Sayfa:
1
|
| Yazılar |
|
|
|
Haftanın Sözü |
Neo: Gözlerim neden acıyor?
Morpheus: Çünkü onları hiç kullanmadın.
Matrix filminden
|
|
|
Anket |
Güncel gelişmeleri en çok hangi medya kanalından takip ediyorsunuz?
|
|
|
|