| Ziyaretçi sayısı |
|
Online |
2 |
| Bugün |
120 |
| Toplam |
51838 |
|
|
|
|
Kur’an, adalet çağrısı yaptığı birçok yerde “yalancı şahitlik” konusunda sert uyarı yapar. Adaletin tecelli etmesinde hakikatin ortaya çıkması, sadece bireysel değil aynı zamanda toplumsal sorumluluk gerektirir. (...)
Tarih boyunca Müslümanlara, Türklere, Kürtlere, Alevilere yapılan baskı ve katliamları gün yüzüne çıkarmanın ilk adımı ancak bu şekilde atılabilir. (devamı...)
|
|
12 Mart 2010
- 01:36:21 - 2
günlük |
|
Okuyan: [28]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Değerlendirme Yazıları]
|
|
|
Geldiğimiz noktada, Kürtler bakımından, “Tanrı'nın bakışı-Başka olan’ın bakışı dengesi” Tanrı bakışının aleyhine, başka olanın bakışı lehine sonuçlandığı için ciddi sıkıntılar söz konusudur. Kürtler için yaşanan sıkıntıların bertaraf edilmesi, bahsettiğim dengenin evvela yeniden tesis edilmesi, başka ile girilen ilişkide etken olan tarafın kendi benlerinin olması, bunların hepsi; Kürtler'in, başkanın kendilerine bakışını olabildiğince azaltıp Tanrı’nın kendi benlerine bakışını olabildiğince yükseltmelerine bağlıdır.
(devamı...)
|
|
12 Mart 2010
- 01:24:27 - 2
günlük |
|
Okuyan: [27]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Değerlendirme Yazıları]
|
|
|
İspanyol Katolik rahip Bartolome de Las Casas, 1508 senesinde Haiti’ye vardığında ada üzerinde sadece 60 bin insanın yaşadığını gördü. Ve bu gördüğünün 1494-1508 seneleri arasında “beyaz adam” tarafından vahşice katledilen 3 milyon insandan geri kalan olduğunu öğrendiğinde büyük bir sarsıntı yaşadı.
Bartolome de Las Casas vicdan sahibi bir insandı. Seyahat ettiği yerlerde yüzüne tokat gibi çarpan bu gerçekleri kaleme aldı. Ve ada yerlilerin huzur içinde yaşarken uğradıkları vahşeti tüm çıplaklığıyla aktardı. Ona göre “beyaz adam” doymak bilmeyen bir canavarı andırıyordu. Ne kadar alırsa alsın, daha fazlasına sahip olmak istiyordu. Haiti yerlilerinin verecek bir canı kalmıştı. Beyaz adam onu da istemişti. Ve almıştı… (devamı...)
|
|
9 Mart 2010
- 10:54:50 - 5
günlük |
|
Okuyan: [28]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
İnsanlığın temel ihtiyaçlarının, yoksulluğun getirdiği eksikliklerin rahatlıkla giderilebilmesinin objektif koşulları artık vardır. Bütün sorun böylesi bir gelişmenin sonunda elde edilen “dünya nimetleri”nin adil paylaşımında yatmaktadır. Yani, insanların biyolojik olarak kendilerini yeniden üretebilmelerinin önünde hiçbir engel yoktur; artık sorun paylaşım ve adalet sorunudur. (...)
Çok konuşulan ama üzerinde az düşünülen “parti olmayan parti” ya da benzer kaygıları taşıyan herhangi bir örgütlenme modeli “yöneten/yönetilen ayrımının olmadığı, insanların birbirleriyle eşit ve eşdeğer olduğu”, “özgürlükçü ve dayanışmacı” gelecek tahayyüllerinin inşa edilmeye, olabildiği kadar yaşanmaya çalışıldığı “düzen dışı” yerler; seyredenler için “başka bir hayatın mümkün olduğunu” gösteren, “gelecekten gelen hayat parçacıkları” olmalıdır. (...)
Sol adına kurulan yapılarda/partilerde/kurumlarda yer alan kişilerin iş ve ilişki biçimi nasıl bir gelecek tahayyülü içerisinde olduklarına dair çok önemli ipuçları verir; Örneğin: İktisadi aklın tahayyül sınırları içerisinde kalan bir sosyalizm anlayışında lider, yönetici ve kadro vardır; onlar bilgilerinden, yeteneklerinden ve vazgeçilmez olduklarından emindirler, konumlarını değişmez addederler, kahraman ve kurtarıcıdırlar. (...)
Özgürlükçü sosyalizmden yana olduğunu söyleyen kişiye sorulacak ayırt edici soru aslında çok basittir: Yönetici, kurtarıcı ve kahraman mı olmak istiyorsun? Bu soruya verilecek cevap tam anlamıyla bir “yol ayrımı”na işaret eder.
(devamı...)
|
|
6 Mart 2010
- 14:03:52 - 8
günlük |
|
Okuyan: [46]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
“Kapitalizmin Dönüştürme Süreci ve Cemaatler” başlıklı panel Hüseyin Alan ve Musa Üzer`in sunumuyla gerçekleştirildi. (...)
Kapitalizmin sermaye ile ilişkisinden ötürü akla ilk olarak para, üretim araçları, toprak, mal, emek gibi sadece ekonomik ve iktisadi ilişkilerin gelmemesi gerektiği noktasında uyarıda bulunan Alan, ne yazık ki bugün, içinde bulunduğumuz toplumlarda hukuki, siyasi, kültürel ve ahlaki değerlerin dahi iktisadi değerlerle belirlendiğini belirtti.
(devamı...)
|
|
6 Mart 2010
- 13:27:10 - 8
günlük |
|
Okuyan: [44]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Haberler]
|
|
|
Kapitalizmin aşkla ne ilgisi var? Her yerde -aşkta bile- kapitalist bir yan aramak zorunda mıyız? Böyle her fırsatta "kominis kominis konuşmak" zorunda mıyız? Bu soruyu soranlar çok. Yeterince kalabalıklar! Kapitalizm, mümkün olduğunca geniş ve derin bir alanı "maddi normlara indirgeme" veya "maddi ölçülere göre tanımlama" sistemi olarak, düşünme ve hissetme biçimlerine kadar işleyebilmiş bir sistem. Gücü (ve zayıflığı) da bu basitliğinden geliyor. Belli kişilere/kurumlara indirgenemeyen bir özelliğe sahip. Bunun özgün/benzersiz yanı, her şeyin ama her şeyin paraya/ekonomiye endekslenmesi özelliğidir. Yani sürekli ekonomi ve kapitalizm konusuna dönmemizin nedeni, aslında bir zorunluluktur. Kapitalist sistem, ekonomi merkezli haliyle tarihte benzersiz bir istisna teşkil etmektedir. (...)
kapitalist sistemi değişmez/kadirimutlak bir düzen sayarak bu sınırlı kategorilerle yetinmek, insanı kapitalizmin ötesine uzanan opsiyon ve kategorilerden koparabilir. Koparmamalı. Çünkü kapitalizmin geleceği yok! Bu söz kulağa klişe gibi gelebilir ama döne döne söylemek zorundayız: Eğer kapitalizmin bir geleceği varsa, bu gelecek, dünyanın cehennem versiyonundan ibarettir. (devamı...)
|
|
1 Mart 2010
- 13:07:35 - 13
günlük |
|
Okuyan: [46]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
Anlayış dergisinin şubat sayısında Mustafa Özel Ağabey’in “Solcu Olmanın Vaktidir” başlıklı yazısından bazı noktaları aktarıp kendi değerlendirmelerimi diğer bazı durumları da söz konusu ederek yapmak istiyorum. (...)
Milletin mahremiyetinin kaybolması ve sıradanlaştırılması onun varlığının sona ermesi demektir. Nietzsche’nin Anti-Hıristiyan ve yine aynı zamanda doğuya dönük yüzünün, mahremiyetini kaybetmiş ve sıradanlaştırılmış tanrılara ve mahremiyetini kaybetmiş ve sıradanlaşmış insanlara bir reddiye olduğunu görmemiz gerekiyor. Bu minvalde benim şahsi kanaatim, Kürtlerin milletleşme sürecinin önünün tıkanmaması gerektiğidir; ve Kürtlerin de, evvela, milletleşmenin ne olduğunu idrak etmeleri gerekiyor. Kendi milletleşmelerinin hakikati itibari ile nasıl olması gerektiğini kavramaları lazımdır. Kürtlerin hakikatince millet olmaları Türkün aleyhine değildir. Aksine Türkün biricik imkânı Kürdün milletleşmesidir. Her ne kadar bu süreç tıkanmaya çalışılsa da, Mustafa Özel Ağabey’in başka bir sözüne binaen, bu sürecin önüne geçilemeyeceğini düşünüyorum: "Tarihe Tanrı Müdahale Eder". (devamı...)
|
|
1 Mart 2010
- 12:44:56 - 13
günlük |
|
Okuyan: [49]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Değerlendirme Yazıları]
|
|
|
Ankara'daki eylem çadırından namaza gitmek için çıkan 39 yaşındaki Hamdullah Uysal, bir cipin altında kalarak can verdi. Eylemci işçiler gözyaşına boğuldu. İşçiler Türk-İş önünde cenaze töreni yapılmasında ısrar edince polisin müdahalesiyle karşılaştı. (devamı...)
|
|
26 Şubat 2010
- 09:27:54 - 16
günlük |
|
Okuyan: [52]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Haberler]
|
|
|
İslam dini, kendinden önceki tevhit dini peygamberlerinin yaptığı gibi tevhidin ana ilkesini dile getirmekten öte çok şey yapmamıştır. (...)
Bu dinin özü, insan iradesini kemiren “mutlak iradelere” karşı durmaktır. (...)
Bugün diyanette masa kapmaya çalışan kimi Alevilerin, öncelikle kendi tarihlerine daha dikkatli bakmalarını öneriyorum. Devletin normuna girmiş inancın, Alevilerin tarihsel yürüyüşünde yeri yoktur. (devamı...)
|
|
24 Şubat 2010
- 09:08:17 - 18
günlük |
|
Okuyan: [137]
Yorumlayan: [1]
Kategori:
[Değerlendirme Yazıları]
|
|
|
“Ey birader tu hemane endişeh/ey birader sen ancak endişeden ibaretsin”(Mevlana, Fihi Mâ Fîh, İz, 1994:188). Modern öncesi toplum için yoksullar Allah’ın bir hediyesi idi. Yoksulların varlığı problem sayılmazdı. Onlar fedakarlık yapmanın, namuslu ve temiz bir hayat sürmenin, tevbe etmenin, Allah’a kurbiyeti artmış bir hayatın numûnesiydi. (...)
Modern kapitalizm fakirliğin endüstrinin istihdam kaynağına dönüşmesi niyetiyle hareket ettiğinde “yoksulluk” üzerinde büyük bir kuşku doğurmuş oldu. Yoksulları fabrikada işgücüne dönüştüren bir “yazgı” çizilmeliydi. İnsanlar cılız ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra emeklerini satmayı reddediyorlar; ekmek bulduklarında, saatler sürecek külfete katlanmak için mana bulamıyorlardı. Yoksullar tüm diğer geçim imkanlarından mahrum bırakılmalıydılar. Ağır ve yoğun çalışmalarında ancak günü kurtaracak kadar ücrete kavuşturuluyorlardı. Kapitalizm, ücretlerin asgari geçim seviyesinde tutulmasını; yoksullara hayatta kalmak adına sürekli çalışma zorunluluğunu dayatmada elzem sayıyordu. (...)
Şeytana ve dünyeviliğe direnen bir adamın en fakir adamla benzeş olması gerekmekteydi. Onlar zenginliği musibet görmekte idiler: "Huzeyfe (ra), (Selman’a) Kendine bir ev yapsan, demiş. Selman bunu çirkin görmüş. O da devamla, Ağır ol da sana haber vereyim; sana bir ev yapayım, orada yattığın vakit ayakların şu ucunda başın da öbür ucunda olsun. Kalktığın zaman da başına değsin, demiş. Selman da buna karşılık : Tıpkı benim gibi düşünüp söyledin, demiştir”(Ahmed b.Hanbel, Kitabü’z-Zühd, iz, 2006:185). Bu insanların ruhbanlık yapmadıklarını da biliyoruz. Dilenmemişlerdi. Sadece yaşamakla ilgili meselede farklılaşmışlardı. Dünyaya bakışlarında “yaşam kalitesi” kavramına izin vermeyecek bir düzey keşfetmişlerdi. (devamı...)
|
|
22 Şubat 2010
- 01:17:54 - 20
günlük |
|
Okuyan: [97]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
21 Şubat 2010 Pazar günü Ankara Ekin Sanat Tiyatrosu'nda gerçekleşecek ve muslumansol.net'in de katılacağı konferansın afişi aşağıdadır.
(devamı...)
|
|
19 Şubat 2010
- 10:25:29 - 23
günlük |
|
Okuyan: [183]
Yorumlayan: [1]
Kategori:
[Duyurular]
|
|
|
Oturduğum yerden yalnızca ayakkabılar ve pantolon paçaları görüyorum... Canı yanan bir köpek gibi canhıraş inleyerek açılan kapı ve ardından tıslayarak katlanmasının o güven veren sesi. Ter kokularına karışan parfüm kokuları, uyuklayan ve sakız çiğneyen erkekler, durmadan telefonla konuşan kadınlar. Bu uğultunun söylemek istediğini duymak için çabalıyorum. Terden incelmiş saçlarım şakaklarıma yapışmış. Fren sesi, gaz, cama vuran siluetlerin ışık oyunları, plastik tutamaçlardaki reklam rezervasyonu yazısı.
Körük, otobüsün ön ve arkasını ustalıkla birleştirirken kendisi bu bütüne özgür kalmak şartıyla dâhil olmuş. Bütüne birkaç noktadan yalnızca eğreti biçimde teğellenmiş, teslim olmadan. Eğnini mavi sulara dayamış serkeş bir tekne gibi. Gittikçe sinirlenen bir uğultuya karşın iskeleden suya atlayan bir çocuk kadar şen. (devamı...)
|
|
19 Şubat 2010
- 10:12:47 - 23
günlük |
|
Okuyan: [29]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Edebiyat]
|
|
|
Bu dünya "kendisine egemen olan hiçbir şeye dirsek çevirmez" (Gabriel Marcel, Varlığın Esrarı). Ama egemeni insanlığından uzaklaştırır, onu alçaltır ve kendisinin bir uzamı-vüsatı kılar. Dünya, her mânâsıyla bir güç-nefis saldırısıdır. Kendisine dokunan her mahlûku içine çeken devâsa bataklık. Sürekli yükselen ve kabaran çamur denizi. Nefis ve enaniyet zeminidir bu dünya; ve insan dahi çamurdan bedeniyle bu nefs talebinin, güç isteğinin ta kendisidir. Kozmik mânâda bakıldığında seyyare-i balçıktır.Bir fırının nazarına konmuştur ki hararet çamuru kurutsun, şekil alsın. Yine de şekiller burada daim kalmaz,engin su galebe çalar; kum ve toprak ıslanır, harc gevşer, balçık asliyet zuhûr eder. (...)
Lakin kalabalık da kaybolmuştur. Hepsi birlikte, el ele tutuşmuş körler kafilesi gibidir. Kalabalık ve topluluk halinde körleşmeye maruz kaldık. Topyekûn körleşme de "kaybolmuşluk"tur. Brugel'in meşhur "körlerin yürüyüşü" tasvirindeki çaresizlere benzemekteyiz. (...)
Şimdiki zamanda yiyecek bolsa da, "mekan" kıtlık içindedir. Kentler tanzim edilmiş ve sahiplenilmiş halde. Mekanın sahipleri, sosyal toplulukları proleterleştiriyor ve sınıfsal hizmet tabakalarına ayrıştırıyor.Bunun basit bir "mülkiyet düzenlemesi" ya da sadece hukuka ait "hakların teslimi" meselesi olduğu iddia edilmemeli. Çünkü kentler herkes tarafından alınan vergilerle kurulduğu halde herkesin kullanamadığı "kutsal mekan"lara dönüşmüştür. (...)
Dünyanın tümünde modernleşme, sürecini tamamlamak üzeredir. Müslüman adamın, "insanın ölümü" ya da "dünyanın balçığına saplanması" meselesi hakkında söyleyebileceği bir sözü var mı? (devamı...)
|
|
16 Şubat 2010
- 01:28:34 - 26
günlük |
|
Okuyan: [111]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
Evet, ilmektir boynumdaki ama ben kimsenin kölesi değilim tarantula yazdılar diye göğsümdeki yaftaya tarantulaymış benim adım diyecek değilim tam düşecekken tutunduğum tuğlayı kendime rabb bellemiyeceğim razı değilim beni tanımayan tarihe beni sinesine sarmayan tabiattan rıza dilenmeyeceğim.
Şeref; yücelik, izzet, seçkinlik, namuslu manalarında kullanılıyor. İyi ahlak ve faziletler sonucu meydana gelen manevi yücelik demektir. (devamı...)
|
|
16 Şubat 2010
- 01:02:06 - 26
günlük |
|
Okuyan: [81]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
|
Kuran’ın ilk ayeti 610 yılında gelmiş; Bu tarihi İslam'ın başlangıç tarihi, 1789 Fransız Devrimi’ni de modernitenin başlangıç tarihi olarak alalım. Komünizmin başlangıç tarihi olarak da Komünist Manifesto’nun yayımlandığı 1848 yılını alalım. Kuran’la Komünist Manifesto arasında tam 1.238 yıl var. (...)
Memleket siyasi iklimini değiştirecek herhangi bir iş yapılamamış olunsa da “birbirine düşmeden birbiriyle konuşmayı” başaran bir mekanizmanın kurulması bile şu noktada çok önemli. (...)
Bir ara söyleyenin nasıl içeriklendirdiğini bir türlü anlayamadığımız “parti olmayan parti” lafı vardı; biz bu kavramdan, “düzen dışı ilişkilerin yaşandığı alternatif hayatları” anlıyoruz.(...)
Solu esas olarak var eden ilke bizce şudur: “Yöneten, yönetilen ilişkisinin olmadığı özgür ve dayanışmacı bir toplumsallık.” (...)
Tahayyülü üretim, tüketim ve kalkınmadan ibaret bir sol anlayışın pozitivist ve rasyonalist olduğunu düşünüyor, yeni ve sola dair bir şey söylemenin bir diğer koşulunun bu durumdan vazgeçmek olduğunu iddia ediyoruz. Algı ve sorumluluk anlayışımız ulus-devlet kavrayışının ötesine geçerek bütün insanlık üzerinden kurulmalıdır. (devamı...)
|
|
12 Şubat 2010
- 11:18:10 - 30
günlük |
|
Okuyan: [92]
Yorumlayan: [0]
Kategori:
[Basından]
|
|
| Yazılar |
|
|
|
Haftanın Sözü |
Biz de bilirdik sevgiliye karanfil almasını; lakin aç idik, yedik karanfil parasını...
Yılmaz Güney
|
|
|
Anket |
Sizce TEKEL işçileri mücadelelerini kazandılar mı?
|
|
Toplam: 22 oy kullanıldı. |
|
|
|